Ulusal Gündem

Thursday, Sep 09th

Last update:12:51:09 PM GMT

You are here: YAZARLAR (II) Zafer Kökver

Zafer Kökver

HAYAL KIRIKLIĞI! 2009 yılı Türkiye’de AKP’nin açılımlarının rüzgarını estirdiği bir yıl oldu.

e-Posta Yazdır PDF

zafer-kokver2009 yılı Türkiye’de AKP’nin açılımlarının rüzgarını estirdiği bir yıl oldu. Biten yılın ardından yapılan toplantılar sonuçlandı, üstüne bir alevi, birde Kürt, roman acılımı da sıkıştırılarak epey gürültü koparıldı.

Sonuç; dağ fare doğurdu.

Alevi acılımın mimarı Çamuroğlu bile Taraf gazetesine yaptığı açıklama ile bu samimiyetten yoksun tamamen gündemi değiştirme Alevi Bektaşi toplumunu asimile etme olduğunu itiraf ederek asimile amaçlı açılıma veryansın etti.

ABF başkanı Ali BALKIZ kayıp bir yıl, Murtaza DEMİR ise kandırıldık diyordu.

Dedelerin azgına bir bal süren Vakıfların azgını sulandıran açılım acılımın mimarı (Necdet SUBAŞI) tarafından ise  adeta yeni bir çağrıyla açılım tekrar başa dönüyordu..

Ama ne yazık ki köprüden çok sular akmış olan olmuştu.

Bu tartışmalar ve açılım çalışmaları Diyanet İşleri Başkanlığını Müsteşarlık seviyesine yükseltme projeleri dahil; onu Türkiye Bütçesini en büyüğü ve acılımdan tek karlı çıkanı yapacaktır.

İnandırıcılıktan uzak tavırları ile Türkiye Anayasasını değiştirme çıkan AKP; Alevi açılımında sergilediği tutum ile sonrasında Anayasa değişikliği gündeme geldiğinde  AB Kriterleri ve Uluslar arası Mahkemelerin kararlarını hiçe saymış, Yeni Anayasa taslağında Din dersi, Diyanetin yapısının değiştirilmesi konularına hiç girmeyerek ne kadar samimiyetsiz olduğunu bir daha ortaya koymuştur.

Aslında bu Samimiyetsizlik AKP’nin Madımak Otelinde sergilediği tutumda adeta pekiştirmiştir.

AKP’ nin sözde Alevi kökenli Milletvekilleri yaptıkları açıklamalar ise adeta Topluma Alevilerin   CEM evlerini adeta teröristlerin cenaze yıkanma, kaldırma yeri kullndıkları imajı vererek  bir gözdağı , asimile tezgahının bir piyonu gibi kullanılmaktadırlar.

Cami den kaldırılan terörist cenazelerin Camileri Terörist yuvası yapmayacağı gibi CEMEVİN’den kaldırılan cenazelerinde CEMEVLERİ’ni terör yuvası yapmıyacağını bal gibi bildikleri halde bu satılmış nüktedanların gayesi o halde nedir.

Ne olacak tabiki insanları en hassas olduğu konular üzerinde etkilemekten başka bir şey olmadığı açıkken cenazeler üzerinden politika yapmak aslında CEMEVLERİ’ni yapısını, durumunu tartışmaya açmaktan başka bir şey değildir.

Ufuk da görünen Anayasa referandumu ve onu takip edecek olana seçimler Alevi Toplumu için bir an önce toparlanma kenetlenme ve sandığa yansıma sürecini en iyi bir şekilde örgütleme aralığı olacağına inanıyorum.

Alevi partisi olarak lanse edilen EDP ile bu çok dar zamanda seçime kanalize olunacağına ve bir etkin sonuç alınacağına inanmıyorum.

Hayatımın hiçbir bölümünde CHP’li olmadım ama CHP’ye oy verdim. Bu seçimlerde de CHP’ vereceğim. AKP’nin tam bu manada Alevileri asimile etme, bölme parçalama amaçlı çalışmalarının yarın seçim stardı verildiğinde CHP’ye oy vermenin ne kadar etkili olacağı bir defa daha görülecektir.

Bugün AKP’ sofralarında karnını doyuran ballı DEDE maaşına göz dikenlerin yarın bu günden farklı bir şey yapacağına  inanan varsa saftır saftirik dir.

Bence Ozan Mahsuni'nin, Çizer Turhan SELÇUK’un Serçeşmede  defnedilme istemi uhrevi bir istekten çok birliğin bir göstergesi gibi algılamakta fayda var.

Bu mesajı almak çok olmasa gerek.

Ali’ler, Murtazalar,Fevziler,Turanlar,Ökerler,Necdetler,Doğanlar, lütfen bu mesajı alın ya birbirinizi dinleyin ya dinleyin.

Toplumun gözü ve vebali  üzerinizde. Duruşunuzu mevzinizi halk halkın isteğine göre belirleyin . yarına

Toplum sizden görev bekliyor.

 

ALEVİLER YENİ YOLLARDA

e-Posta Yazdır PDF
zafer-kokverAlevi Bektaşi Federasyonu aldığı bir kararla 8 Kasımda İstanbul'da yürüyüş düzenliyor. 1 Milyon kişiyi hedefledikleri ifade eden federasyon yöneticileri; Hükümetin politikalarının kendilerini böyle bir yürüyüş düzenlemeye ittiği ifade ederek Hükümetin çalıştay ve açılımlar ile Alevi Bektaşi sorunlarını bir anlamda askıya aldığını,düzenlenen aralıklı ve sayısı belirsiz çalıştaylar ve ilgisiz katılımcılar ile konunun ucu açık hale getirilmeye çalışıldığı ifade ediyorlar.

Geçen sene Ankara yine böylesine bir coşkulu alevi mitingine imza atan ABF bu yürüyüşle bir anlamda geçen yıldan bu yıla da taşan bir takım tartışmalardan da sıyrılmayı hedeflediği gibi gücünü de net olarak ortaya koyma çalışıyor.

Özellikle CEM Vakfının geçen sene yürüyüş esnasında ve sonrasında ortaya koyduğu tavır, bu sene bir Alevi Önderliğini kimin yapacağı tartışmasına da bir nokta koyacak gibi.

Özellikle kitlesel eylemlilikten kaçan CEM Vakfı,geçen seneki düzenlenen yürüyüşün gerçekleşmemesi için koyduğu tavırların eyleme etkilemediği gibi daha da kitleselleştirmesi ve özellikle ABF güçlenmesinin önünün açtığı muhakkak.

Buna rağmen Hükümetçe referans alınması ABF'nin en güçünü gidin olay.

Özelikle Yurtdışında yaşayan gurbetçi Alevilerin ve onların Avrupa'da kurmuş oldukları dernek ve vakıfların desteğini alan ABF'nin bu sene işi kolay gibi görünüyor. Yürüyüşün mekanının özelikle İstanbul seçilmesinin de bu manada bir alevi birliğinin temeli güçlendirilmesi bakımından çok önemli bir tercih ve stratejik bir seçim olduğu muhakkak.

CEM vakfının İslamsız , Alisiz Alevilik savunuyorlar diye özelikle yaptığı menfi propagandanın bu yürüyüş üzerinde bir etkisinin olacağı düşünülmüyor. Kürt açılımına dikkatini vermiş Türk toplumunun ilgisini bir anda yeniden bu yürüyüşle Alevi sorunlarına ilgili gündemi çevirmeyi amaçlamayan Federasyon özellikle sendikalar ve diğer demokratik kitle örgütlerin de yanına alarak yelkenlerini rüzgarda iyice şişirerek alanlara en güçlü haliyle yürümek isteği açık.

Türkiye ne istiyor başlıklı geniş toplantılarla beraber yürütülen 8 Kasım yürüyüşü bu manada tüm Türkiye'de geniş bir şekilde tartışılma ve tanıtılma olanağı buldu.

Hükümetin de bu manada Kürt acılımı ile ters esen havayı Alevi yürüyüşün de tekrar doldurmak isteyebilir. Bu da aslında konjoktürel olarak alevi mitinginin tarihinin seçimini önemini bir defa daha ortaya çıkarıyor.

Eylem planlayıcıları ve yürütücülerin bu eylemliği bir üst basamağa sıçratabilmeleri tek şartının ne yazık ki bu havanın yakalanmasına bağlı olduğu ortada.

Yürüyüşe kadar Hükümet ile yapılacak direk görüşme talepleri veya basın açıklamaları bu mecrada Kürt Açılımı gündeminden kurtulmak isteyen Hükümet ile Alevi örgütlülükleri arasında sıcak havaların oluşmasına neden olabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken tek şey Hükümetin elindeki bir koz olarak her zaman tuttuğu ve kendisi ve politikalarına yakın gördüğü CEM vakfı üzerinden gelecek mesajları alıp yine bu kanaldan muhataplarına verip vermeyeceği yatıyor.

Doğrudan yapılacak görüşmelerde Alevilerin gerçek ve Tek Temsilcisi olarak ABF yer almak istiyorsa bu yürüyüş de bu kozunu iyi oynamak zorunda.

Aksi takdirde yine ABF'nin ektiği ekini CEK Vakfı biçecek haberi OLSUN!

 

Zafer KÖKVER

 

Bir Yeşilçam Klasiği.

e-Posta Yazdır PDF
zafer-kokverSon bir kaç yıldır Alevi Bektaşi sevgisi peyda oldu millet de bir anlam vermeye çalışıyorum

Yine sevip sevip de öpmeye kalmazlar inşallah diye

Ha di bakalım hayırlısı

Daha düne kadar bu milletin bir kısmının milletin ne düşündüğünü çok ama çok iyi hatırlarım aslında; okulda suratımda patlayan basket topunun acısını dindirmeye, topunda kimden geldiği kestirmeye çalışırken üstüne yediğim A... K. Alevi'si diye küfürünün azarın üzerinden henüz 23 sene geçmişken

Sene 1976 idi.

Çok ırmaklar aktı. Irmaklar dere oldu. Derelerin çoğuda yatak değiştir di.

Bazı şeyler değişmez derdim hep.

İnanmaz idim.

Düşmandan dost Faşistten de post olacağına

Dereler çok kızıl olup sular sel gibi, akarken kan kızıllığında çok gömlekler yıkandı bu ülkenin deresinde Mahirce.

Gün geldi 12 eylülde şiirle uyandırılıp 16'sında sen artık delikanlı olmuşsun diye ipin ucunda.

Sallandı Eren oldu.

Ama kimsenin gıkı çıkmadı.

Gün geçti üstünden Maraşta adımız kol bacağı birbirinden ayrılmış yerde yatan sabi çocuk adı Ali oldu Aliyi Seven oldu

Gün oldu 37 yitik can oldu madımağın damında tüten can pazarında,

Gün adı Gazi oldu mahallin.

 

Ama bir gün gelip de 2009 da bu ülkede at izinin ve köpeği ile birlik te yeşil pisliğinin çamur'a böylesine karışacağını söyleseler inanmazdım.

 

Hatta uzaylılar Penteğonda ortaya cıktı deseler susardım..

Hatta ve hatta ayda hayat varmış deseler gıkımı çıkarmazdım da

MHP'li ülkücü Faşo karın deşenlerin bizlerin aslında kendilerinin kardeşleri olduğumuza bizi ikna etmeye çalışmalarına inanamadım.

Doğrusu bu iş bana küçük dilimi yutturdu.

Ne diyeyim Pes valla.

Hadi CHP alıştık artık; her dönem senaryo aynı; secim sabahına kadar tango sabahında sonrada yer aydınlanmaya yakın tecavüz buna alışmıştık.

Doğrusu herifler işinin de ehliydiler nerdeyse bunca sene sonunda da zevk alır hale de gelmiştik.

Nasıl olsa bizden deyip tecavüzcüye de acıyıp, hatta kendimizi acımadı ki! Acımadı ki! Deyip kendimizi avutur olmuştuk ki.

Birden bunlar ortaya cıktılar..

Ne oldu nasıl oldu anlayamadım. Bir alevi acılımı, arkasından bir Alevici çalımı derken . Bir baktım uzun eşek oynuyoruz ve üsteki bağırıyor bu el kimin eli.

Tövbe tövbe desen ne olur.

Olan olmuş gayri.

Birden bir kaç alevi milletvekilimiz olmuş pıtrak dikeni misali kucağımıza düşen anası belirsiz Babası'da hükümet kanadından eski refahçı ama doğumları illaki sezaryenla.

Bizim tangoculardan ses seda yok.

Herhalde onlar Ukrayna yollarındalar yada Fener söndürüyorlar.

Daha biz ne olduğunu daha anlamadan bizden içimizden bazı uyanıkları ye kürküm ye misali saray sofralarının başmisafiri olmuş hatta ve hatta atı da Üsküdar'da sağlam kazığa bağlamışlarda olanı biteni sonradan gazetelerden öğrendik.

Birden bire Alevileri seven olan onların bir dediğini iki etmeyen bir Hükümet 2 acılımı yaparken ,diğer yandan yanında kurt köpeği ile eski bizim haşarı oğlan bizim mahalleye dadanmaz mı.

Türkiyecin her yerinden muharrem ayında aşure kazanları kaynar olup, mehter marşı eşliğinde dağıtılır oldu.

Bu sevgi Allahım. (Ali Sevgisi Aliyi seven değil)

Hani bayram değil seyran değildi de eniştem niye beni öpmeye çalışıyor diye başladık kafa patlatmaya.

Atalarımızı İt peşinde terk ettiği demir dağından ayrılı bunca yıl olmuşken bunca yıl Alevinin derdine deva olmayan devlet lü şahanenin iyilik timsali kesilip Alevi'ye bir çalıştay düzenleyeceğine ne körü ne sağırı ne hıyarı kanar, nede demir dağının yol gösteren Asena'sının ısırmayacağını kimse size garanti edemez.

O halde.

Kurt Köpekli Türkmen Beyler bizi asil bulur, asimilasyona uğramamış gerçek Türkler Aleviler diye örnek gösterir idi de acaba buna kim kanardı.

Onca Silahlı İtin Mermisinden yitip gitmiş binlerce fidan bu olanı edeni duysa mezarından kalkar boğazımıza sarılır '' o halde biz niye öldük madem Alevi Sünni Kardeş Fasitler Kalleş değil ise biz niye öldük diye.

Daha düne kadar bizleri kırk sabunla yıkasan günahtan arınmaz olarak tanımlayanlar bu gün bizi kardeş ilan etti ki aklımız başımızdan gitti..

Bu gün bunca vesvesenin arasından biraz vakit bulup penceremden şöyle öyle bir etrafa baktım ne görsem;

Birileri Demir dağını adıyla davalık olmuş ümraniyede yatıp; avluda racon kesiyor, birileri de her gün üç sütuna manşet düzmece gizli raporlar yayınlayıp ayrıntılı suikast raporlar açıklıyor.

Ülkenin toprağında da buğdaydan sonra g3 mermisi el bombası fışkırır olmuş.

 

Yakında mühümata devlet destekleme primi verirse şaşmayacağım

 

Taraflı tarafsız gazeteler gündemi basmış Genel Kurmayda peşinde imza torla imiş.

 

Peki bunlardan bize ne sadede gel derseniz cevabım hazır.

Bize birilerine yani bizlere bir rol biçiyor. Kostümlerin siparişini vermişler. Ustalar da nerde ise dekoru tamamladı tamamlıyor.

Senaryo şöyle;

Filmde başrol oyuncusunun yakın arkadaşıyız fakat hem kör hem topalız.

Filmin sonuna doğruda iğdiş olacağız aklınızda olsun..

Rol bu ister oynarsınız iste oynamazsınız sizin bileceğiniz iş.

Fakat;

Anladık ki film oynayacaklar için hazır senaryo hazır

Kürtler Toprak istiyor ama Sünni olup Aleviler ile bir olan ülkenin sahibi olur. Arasını da bozan da katliamın faili olur.

Bu nedenle biz de bu rolü oynamayacağız.

Kimsede oynatamaz.

Hoşça kalın.

 

ÇÖZÜM

e-Posta Yazdır PDF
zafer-kokverHacıbektaş ilçesi hakkında bir şeyler yazmak için biraz geçmişe gitmek gerekiyor.

Tarih; 1925 düne kadar Alevi Bektaşi merkezli bir dünyanın çekim merkezi iken bir anda alınan bir karar ile Cumhuriyetin kuruluşuna en büyük desteği verenin yine Aleviler olmasına rağmen Alevilerin en büyük en önemli kutsalı , mabedi , evi tekkesi kapatılmış, Dedeler,babalar kovulmuş sürgün edilmiş, türbeki eserler, eşyalar yağma edilircesine yerinden özünden koparılmıştı.

Bir öz ancak ve ancak gövdesinden böyle çıkarılarak katledilebilirdi.

Ne yazık ki bu görev Cumhuriyet'e onun kurucusu Atatürk'e nasip olmuştu.

Bu olaylar üzerine Alevi vatandaş evine kapandı, kapanmasına da; ne Cumhuriyet'ine nede Atasında kızmadı, kızamadı da üstelik aldı onu Alisinin yanına koydu başına taç etti.

Belki bir gün döner ikrarından diye.

Hacıbektaş ise; ne yazık ki kendi makus talihine küs, yıllarca terk edilmiş bir kasaba olmaktan öteye gidemedi.

Adeta bir çağın kapanışı gibi binlerce yıllık köhne Sünni tekke zihniyetinin diyeti gelip Hacıbektaş'ı türbeyi, ocağı, serçeşmeyi vurmuştu.

Onca yılı ardından da ne yazık ki Hacıbektaşlı Aleviliğini Bektaşiliği unutmuş Ortodoks bir Sünni anlayışın hakim olduğu bir toplum olarak bu güne kadar ne yazık ki bu dejenerasyon ile gelmiştir.

Hacıbektaş 1964 yılında tekkenin müze olarak yeniden açılması ile tekkeyi bir anlamda 39 yıllık derin uykusundan uyandırtmıştır uyanmasına ama ortada ne han kalmıştır ne hamam ne minder ne mihveri..

Geri kalan biri Cumhuriyetten Biri Osmanlıdan kalan miras iki cami bom boş bir de külliye o kadar

Hacıbektaşlının da makus talihi de kesinlikle işte bu hikaye ile doğrudan bağlantılıdır.

Aslında Cumhuriyet tarihine bakarsak Hacıbektaş ve bir türlü hayata geçmemiş geçirilememiş ekonomik çözümler girdabıdır.

Hacıbektaş'ın dağları tepeleri bol vaatlerin tutulmamış sözlerin mezarlığı, sözde umut fabrikaların hayal diyarı, Üniversitelerin gözde kasabasıdır.

Ama her şafakta güneş Hacıbektaş'ın üstüne doğduğunda geriye kalan büyük yalanların büyük sözlerin gerçeğinde yüksek okulu olan çorak damlı evlerin bir köyüdür Hacıbektaş.

Evet köy diyorum.

Etnoğrafik yapısı ile mimarisi ile sosyal yaşamı ile bir köy dür Hacıbektaş

Üç beş km dayanan uzaklıkların sahte nüfusu, yalan mahallelerin bütünüdür Hacıbektaş.

Hacıbektaş bu gün bırakın ilçeliği kasaba statüsüyle süslenmiş bir köy dür bir beldedir aslında.

Bu hususu bu şekilde kabullenmek aslında bir şekilde çözümü daha kolaylaştıracak ve yakınlaştıracaktır.

Çözüm basit Kral Çıplaktır.

Öte yandan eski zihniyetlerin sıkça kullanılan yekpare sözlerini basamak yaparak ve eski öneriliri de allayıp pullamak yeniden yeniden sunmanın bir şeyi çözmediği çözemeyeceği ortadadır.

Bu manada kendi meselesinin farkında olmayanın çözüm talebi de olmaz çözüm önerisi de.

Hacıbektaş halkı artık kendinin farkına kendi güçünün farkına varmalıdır.

Yıllarca bağış, kurban diye yıpratılan her yurt dışı gidişte yeni bir gölgenin meselenin arkasına sığınan dilenci zihniyet terk edilmelidir. Yöneticiler dilencilikten kurtulmalıdır.

Bu nedenle bence çözüm;

Tarlası, arsası, evi, ürettiği bağı, bahçesi para eden yer olmak dır çözüm.

Çözüm bir köy olmaktan kurtulmaya karar vermektir çözüm.

Yıkılanı, eski olanı güçlü taş duvarının üstüne yeniden bina inşa etmektir çözüm.

Temelin olmadığı yerde sağlam zemine temel atmaktır çözüm.

Hacıbektaş hemşericiliği oluşturmaktır çözüm.

Yerli, Karslı, Abdal, kardeşliği birliğidir çözüm

Ölüsünü, dirisini Hacıbektaş'a taşımak taşıtmaktır çözüm.

Şehirden kırsala göçü teşvik etmektir çözüm.

Eline taşın altına koymaktır çözüm.

Gönüllü olmadır. Çözüm

Avrupa'daki hemşerilerimiz ile bağ kurmak kardeş şehir projeleri yaratmaktır çözüm.

Çözüm komiteleri oluşturmalı kısa ve uzu vadeli projeler oluşturulmaktır çözüm.

Tüm Türkiye'yi kapsayan hemşerilik, canlar, can zinciri oluşturulmalıdır çözüm.

(Bu zincirlerin oluşturduğu komiteler her türlü Yardım, etkinlik vb organizasyonlardan da sorumlu olmalı)

Alevilerin Bektaşilerin ibadet yoğunluğunu artırıcı tek ibadet merkezi anlayışı ile türbe eksenli çizilen çemberler düzeneği ile geçmişin bağları bahçeleri, ören yerleri açılmalı çalıştırılmalı, korunması bakımı sivil demokratik örgütler ile paylaşmaktır çözüm

Alevi örgütlerine ses vermek yer vermek görev vermek hesap sormaktır çözüm.

Sözü olanı söyleyecek dili olanı dinlemektir çözüm.

Benim önerim bu!

Varım diyeni bekliyorum.


DERS CIKARABİLMEK

e-Posta Yazdır PDF

zafer-kokverMedeni insanın en önemli değerlerinden biri hiç kuşkusuz zafer de ve yenilgide takındığı tavırdır. Kişisel olgunluğun gelişmişliği, kişinin karakterinin oturmuşluğunun bu konuda takındığı tavrın ve gelişmiş kişiliğin en önemli simgesidir.

Hatalarından ders çıkarmayan, yenilgide hiç bir zaman bir payı katkısı olmadığı düşünen birisinin kendisini hatalı eksik olduğunu veya yanılgı içinde olduğunu kabul etmesi de mümkün değildir. Her şeyi bildiğini sanan her şeye bir sözü olanın aslında bir şeyi dahi tam bilmediği ortadır.

Hâlbuki en az bir şeyi tam ve eksiksiz bilmek; bir çalışma, öğrenme iradesi ile bir ihtisas içerir. Her şeye sözü olmak ise kulaktan dolmanın ve yanlışlığında ta kendisidir.

Bu manada her dediği her söylediği tanrı sözü gibi kabul gören siyasiler için her konuda ileri geri konuşmasının hiçbir engeli yoktur. Yeter ki dinleyecek birilerini bulunsun.

Başkanlık sultasının kavuk hayranlığının yaygın olduğu her yerde ve zamanda bu tür olayların sık sık yaşanması ve tekrarı her zaman olağandır, yaygındır.

Hatalarında ders almayanların o hataların daha büyük olanlarını tekrar tekrar yaşayacağı tekrar yapacağı da acıktır. Arabesk şarkıda olduğu gibi hatasız kul olmaz ama doğru olan hatasını, eksikliğini bilmek o hatayı veya eksikliği gidermek ve hatasını da olduğu gibi kabul etmektir.

Olayı Türkiye düzleminden İl, ilce düzleminde indirgeyerek birazda kendi çevremizde gelişen olay ve insanları dikkate alarak bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Nasılsa olsa Türkiye gündemi ve gündemi oluşturanları diğer yazar ve çizerler yeteri kadar yazıyor çiziyor.

Hacıbektaş'ta yayınlanan Suluca Karahöyük gazetesi 931 sayısında Sevgili Nafiz hocam; "İlle Dostun Gülü Yaralar Beni" beni başlığı ile yukarda yazdığım konuya denk gelecek şekilde, bir anlamda otobiyografisini yazmış,

Gençliği ve olgunluğu döneminde ülke sancılı günlerden geçerken yaşadıkları bizlerle paylaşmış sonuç; olarak Hacıbektaş da Belediye Başkanı olmanın Hacıbektaşlı olmanın önemini ve Hacıbektaşlıya Hacıbektaş'a yapılan eziyeti, öfkeyi bir anlamda bizle paylaşmış.

Bunları bir başka yaşayan bir insan olarak sn Nafiz Hocamın yaşadıklarına Hacıbektaşlıya Hacıbektaşlı yöneticilerine birer kıssadan hisse var. Mesele ne olduğun değil orda nasıl durduğun, oraya nasıl doldurduğunla ilgili olduğunu bir defa daha ortaya koyması bakımından çok ama çok önemli.

Bu günlere gelecek olursak;

Hacıbektaş Hacıbektaş olalı son 5 yılda uğradığı erozyona hiç uğramamıştır. O Hacıbektaş ki gözümü kapattığımda en az 100-150 öğretmen yetiştirmiş bir o kadar doktor, meslek adamı yetiştirmiş bir ilce.

Düşün dünyası ile Türkiye'yi etkilemiş bu coğrafya buraları Alimlerin düşünürlerinin dedelerin, babaların bir merkezi gönüllerin diyarı idi bir zamanlar.

Ya bugün 1950 yılların Hacıbektaş'ı ile şu anki Hacıbektaş'ı karşılaştırsanız geriye ne kalır ki. Suyu musluktan akan ama yetersiz, doğru düzgün kanalizasyonu olmayan, sokağı caddesi belli olmayan çoğu yerde sokak lambasından bile yoksun yıkık dökük 3. dünya ülkesi kasabasından farkı ne.

Hala inanlarımız kerpiç, çatısız, derme çatma evlerde yaşıyor. Her yerde her adımda 1000 yılların mimari hakim bunu medeniyet bumu çağa ayak uydurma.

Yoksa nostaljimi?

Suçlu kim. Ahmet, Mehmet mi?

İsim önemlimi.

Kim taş üstüne taş koymaya çalışmış kim olanı da yıkmış yerine bir şey dikmiş mi dikmemiş mi ona bakmalı, bence mesele bu.

İnsanların yaşadıkları yerler aslında köylerden başlayarak bir insan vücuduna benzetilebilir çünkü sonuçta insan ihtiyaçları üzerine kurumuş organizasyonlar olmaları bakımından benzetme yanlış olmaz.

Eğer bir vücutta bir organda bir gerileme bir doğru çalışmama durumu varsa hemen bir doktora koşarız ve doktorun önerilerine göre ya ilaç tedavisi veya cerrahi müdahale önerisini değerlendirip gerekli tedavimizi yaptırırız bu kadar basit.

Konu yaşadığımız yerler olunca farkı ne ki

Bu bakımdan ilk önce hastaya doğru teşhisin konulması gerekmektedir. Ama ondan önce bir hastalığın varlığı gözlenmeli ve buna bağlı tedavi ihtiyacı hissedilmelidir.

Bu yüzden bu iş bol laf yapanların lafın değil, kısaca üfürükçü hacıya hocaya ihtiyaç yoktur.

Mesele basit bu kasabanın işin ehil olanların bir an önce bir konsültasyonuna ve tedavi önerilerine ve bu tedavinin harfiyen uygulanmasına ihtiyacı vardır.

Dostlar Hacıbektaş hastadır tedaviye ihtiyacı vardır. Gün geçtikçe kan kaybına uğramaktadır. Yarın ilce elden gidince nüfus yoğunluğu bakımından bir kasaba, köy olunca vah demenin kimseye bir getirisi, faydası olmaz olamaz.

Hacıbektaş'ın toprağına tarlasına, evine ihtiyacı olan buraları ata dede toprağı belleyene sözüm yok. Diğerlerinin nasıl olsa yazıkları başka yerde kışlıkları var. Onlar zamanı geldiğinde leylek misali uçar giderler ama kalan yoksul halkın başına kalır.

Gün laf ebeliği, orda burada efelenme günü değil, elini taşın altına koyma günüdür. Hacıbektaş'ın dışardan gelecek yeni kana ihtiyacı vardır Kendi mevcut yapısı ile ancak bu kadar olur, fazlasını beklemek hayaldir ve bir hayal için konuşmak sadece gevezelik olur.

Barışın! küskünlükler kırgınlıkları bir kenara bırakın!

Madem Halk Meclisi, bırakın gevezeli, düşmanlığı, kırgınlığı işin doğrusunu yapın.

Ama lütfen biran önce yapın

Sayfa 1 / 3

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
 

ORTA DOĞU

Başar Şeker

BAŞAK SEREN MUYAN

Sanat

SAYAÇ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1458
mod_vvisit_counterDün3426
mod_vvisit_counterBu Hafta15446
mod_vvisit_counterGeçen hafta22067
mod_vvisit_counterBu Ay31871
mod_vvisit_counterGeçen Ay93593
mod_vvisit_counterTümü539400