Son günlerde edilen on laftan dokuzu "demokrasi-süreç-açılım"
Kendileri demokrat olmayanlar "demokratik açılım" yapabilir mi?
Hiçbir eleştiriye, hiçbir karşı düşünceye tahammülü olmayanlar demokratlık taslayınca açılım yapmaya kalkıyorlar.
Muhalif gazetelerin üzerine giden, muhalif televizyonları susturmaya çalışan bir yönetimin demokratlığından söz edilebilir mi?
Ulusal Kanal'ın sahibi Doğu Perinçek tutuklandı.
Kanal Biz'in sahibi Tuncay Özkan tutuklandı.
Avrasya Televizyonu'nun sahibi Mustafa Özbek tutuklandı.
Ortalıkta "yandaş medya" denilen gazete ve televizyonlar kaldı.
Tarafsız denilen taraflılarda özünde emperyalist güçlerinin, sinsi planlarının usta uygulayıcısı durumunda. En tehlikeli olanlar da bunlar galiba.
Patronlarının ihale kapması için bin bir takla atan, ABD ve AB ile çarpık-sapık ilişkiler içinde olan, bazen utanarak, bazen utanmazca işbirlikçiliğe soyunan teslimiyetçi takımından söz ediyorum.
İlkesiz, omurgasız, renksiz, sinsi alçak hatta çukur yani ne kadar iğrenç söz varsa hak edenlerden bahsediyorum.
Ne kadar uzak bu işin sonu gelmeyecek, en iyi kısaca bunlara "çamur" diyelim çıkalım bu çamurdan.
Demokrasi ağızlarda sakız edilip çürütülecek bir kavram değildir.
Demokrasinin vazgeçilmez bir kavram olduğunu herkes biliyor.
Demokrasinin arkasına sığınıp her türlü sahteciliği, oyunbazlığı, hainliği, hinliği-cinliği yapanlara ne demeli?
Demokratlıkla hiç ilgisi olmayan yöneticiler ve bölücüler demokrasiyi ağızlarında sakız edip çürütüyorlar. Çürüttükleri bu sakızı yere düşürüp düşürüp tekrar ağızlarına alıyorlar!
Demokratlık taslayanların bazılarının ABD'nin ve AB'nin yönlendirdiğini artık bilmeyen yok.
ABD'nin Türkiye uzmanlarından Prof. Henri Barkey, "Kürt Açılımı" ile ilgili adımlara karşı en büyük tehlikenin Anayasa Mahkemesi olduğuna işaret ediyor ve şunları söylüyor:
"Anayasa'da revizyon, kültürel adımlar ve yerel yönetimlere daha fazla yetki gibi ayaklar bulunuyor"
Mister Barkey Anayasanın buna engel olduğuna işaret ediyor.
Hani ulus devletin kuruluş felsefesi yani Anayasanın değiştirilemez maddelerine.
ABD'li Hanri Barkey bunları söylerde Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eckard Cuntz durur mu?
Cuntz, "Türkiye'nin cesur bir adım attığını söyleyerek herkesin bu sürece katılmasını" buyuruyor.
ABD'den ve AB'den gelen bu işaretler sürecin nereden yönlendirildiğini göstermiyor mu?
Bizimkiler kendileri adım atsalar, kendi iradeleri ile hareket etseler, vallahi içim yanmayacak, yanlış adım atsalar da kabulüm, yanlış yaparız ve kendimiz düzeltebiliriz. Ama yabancılar karışırsa Türkiye göz göre göre bölünür!
Çünkü asırlardır istedikleri bu!!!
Bir kez daha uyaralım:
Yabancıların yönlendirmesine ve gazına gelip, demokratlık taslayan "yola devamcılar" korkarım bir yerlere fena toslayacaklar! Kendilerine zarar vermeleri neyse ama hem Türklere hem Kürtlere büyük zarar verecekler!
Samimiyetsiz, kirlenmiş ve işbirlikçi oldukları tescillenmiş olanların sürekli süreç deyip durmaları, açılımdan bahsetmeleri de milletin sinirini zorluyor.
ABD ve AB sıkıştırıyor.
Feto Amerika'dan, Apo İmralı'dan ötüyor.
Emine Ayna hepsini birden yansıtıyor.
Başbakan, "bedeli ne olursa olsun adımlarımızı attık, atıyoruz, atacağız" diyor. "Yılbaşına kalmaz" diye süre veriyor. Devlet politikasında risk almak ne demektir? Kumar mı oynuyorsunuz? Rus ruleti mi? Bu milletin kaderiyle oynadığınızın farkında mısınız?
Demokrasiyi kim istemez?.
Huzuru, barışı, kardeşliği kim istemez?
Ama mandacıdan demokrat olmaz ki!
İşbirlikçiye güvenilmez ki!
Emperyalistlerin desteği ile nereye demokrasi gelmiş?
Irak'a mı dediniz? Güldürmeyin beni.
Daha doğrusu sinirden ağlatmayın beni.
İşgal ederek, tecavüz ederek, öldürerek, bölerek parçalayarak, kaynaklarına el koyarak demokrasi mi getirilir?
Yazıklar olsun işgalci sömürücülere!
Ve de onların işbirlikçilerine!
15.08.2009
MUSTAFA DURNA - ANTALYA