Ulusal Gündem

Monday, Sep 06th

Last update:12:29:02 PM GMT

You are here: YAZARLAR (II) Ara Sıra

Ara Sıra

AĞIZ BOZMAK

e-Posta Yazdır PDF

mustafa_durnaBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan Ramazanın ilk günü ağzını bozdu!

Vatan gazetesinin haberine göre "Kürt Açılımı'nı ABD'nin Projesidir" diye eleştirenlere sert tepki göstermiş.

"Amerikan Planı diyen alçaktır, namussuzdur" demiş

Ramazanda ağız bozmak, oruç bozmak gibi algılanır

Ramazan da ağız bozanın tuttuğu oruç zedelenir.

Ağız bozan herhangi bir kişi olsa neyse ama, bu sözlerin sahibi Başbakan olunca bu küfür adeta herkese yapılmış gibi olur.

Haydut Öcalan'a sayın diyen Başbakan kendisini eleştiren diğer insanlara hiç de kibar davranmıyor!

Bu normal bir durum değil.

Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) Eşbaşkanı olduğunu söyleyen Sayın Başbakan, şimdi "Kürt Açılımı'na ABD'nin projesi diyenlere alçaktır, namussuzdur" diyor!

Kendi söylüyor, kendi inkâr ediyor!

Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamındaki Büyük Ermenistan, Büyük Kürdistan'ı içine alan ve ABD tarafından ortaya konulan o meşhur haritada yer almıyor mu?

Ortadoğu ve Türkiye'yi bölen harita, önce ABD'nin askeri dergisinde yayınlanmadı mı?

Daha sonra bu harita bir NATO toplantısında subaylarımızın önüne konmadı mı?

Bütün bunlar haber olup gazetelerde televizyonlarda yayınlanmadı mı?

Şimdi bu Proje'nin Eşbaşkanı olduğunu söyleyen kişi, "Bunun ABD projesi olduğunu ispatlayamayan alçaktır, namussuzdur" diyor.

Daha nasıl ispatlanacak, siz söylüyorsunuz Sayın Başbakan! İspatlı şeyin ispatı mı olur?

Kem söz sahibine aittir. Katlanarak ya da aynen iade edilir.

Sayın Başbakan Ramazan'ın birinci günü Cuma namazı çıkışında söylediği bu kötü sözler için herhalde sonradan üzülmüştür.

Üzülmediyse onun yerine bizim üzüldüğümüzü bilmelidir.

Başbakan'ın sıkışmış ve öfkeli durumu iyiye alamet değil!

O'nun için de, Türkiye için de kaygılanıyoruz.

ABD ve AB Türkiye'yi göz göre göre parçalarken bu görmeyen gözlere gözlük mü göndersek acaba?

Eleştirip uyarmak yanlış anlaşılıyor çünkü!

24.08.2009

MUSTAFA DURNA

ANTALYA

DEMOKRASİ-SÜREÇ-AÇILIM

e-Posta Yazdır PDF

Son günlerde edilen on laftan dokuzu "demokrasi-süreç-açılım"

Kendileri demokrat olmayanlar "demokratik açılım" yapabilir mi?

Hiçbir eleştiriye, hiçbir karşı düşünceye tahammülü olmayanlar demokratlık taslayınca açılım yapmaya kalkıyorlar.

Muhalif gazetelerin üzerine giden, muhalif televizyonları susturmaya çalışan bir yönetimin demokratlığından söz edilebilir mi?

Ulusal Kanal'ın sahibi Doğu Perinçek tutuklandı.

Kanal Biz'in sahibi Tuncay Özkan tutuklandı.

Avrasya Televizyonu'nun sahibi Mustafa Özbek tutuklandı.

Ortalıkta "yandaş medya" denilen gazete ve televizyonlar kaldı.

Tarafsız denilen taraflılarda özünde emperyalist güçlerinin, sinsi planlarının usta uygulayıcısı durumunda. En tehlikeli olanlar da bunlar galiba.

Patronlarının ihale kapması için bin bir takla atan, ABD ve AB ile çarpık-sapık ilişkiler içinde olan, bazen utanarak, bazen utanmazca işbirlikçiliğe soyunan teslimiyetçi takımından söz ediyorum.

İlkesiz, omurgasız, renksiz, sinsi alçak hatta çukur yani ne kadar iğrenç söz varsa hak edenlerden bahsediyorum.

Ne kadar uzak bu işin sonu gelmeyecek, en iyi kısaca bunlara "çamur" diyelim çıkalım bu çamurdan.

Demokrasi ağızlarda sakız edilip çürütülecek bir kavram değildir.

Demokrasinin vazgeçilmez bir kavram olduğunu herkes biliyor.

Demokrasinin arkasına sığınıp her türlü sahteciliği, oyunbazlığı, hainliği, hinliği-cinliği yapanlara ne demeli?

Demokratlıkla hiç ilgisi olmayan yöneticiler ve bölücüler demokrasiyi ağızlarında sakız edip çürütüyorlar. Çürüttükleri bu sakızı yere düşürüp düşürüp tekrar ağızlarına alıyorlar!

Demokratlık taslayanların bazılarının ABD'nin ve AB'nin yönlendirdiğini artık bilmeyen yok.

ABD'nin Türkiye uzmanlarından Prof. Henri Barkey, "Kürt Açılımı" ile ilgili adımlara karşı en büyük tehlikenin Anayasa Mahkemesi olduğuna işaret ediyor ve şunları söylüyor:

"Anayasa'da revizyon, kültürel adımlar ve yerel yönetimlere daha fazla yetki gibi ayaklar bulunuyor"

Mister Barkey Anayasanın buna engel olduğuna işaret ediyor.

Hani ulus devletin kuruluş felsefesi yani Anayasanın değiştirilemez maddelerine.

ABD'li Hanri Barkey bunları söylerde Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eckard Cuntz durur mu?

Cuntz, "Türkiye'nin cesur bir adım attığını söyleyerek herkesin bu sürece katılmasını" buyuruyor.

ABD'den ve AB'den gelen bu işaretler sürecin nereden yönlendirildiğini göstermiyor mu?

Bizimkiler kendileri adım atsalar, kendi iradeleri ile hareket etseler, vallahi içim yanmayacak, yanlış adım atsalar da kabulüm, yanlış yaparız ve kendimiz düzeltebiliriz. Ama yabancılar karışırsa Türkiye göz göre göre bölünür!

Çünkü asırlardır istedikleri bu!!!

Bir kez daha uyaralım:

Yabancıların yönlendirmesine ve gazına gelip, demokratlık taslayan "yola devamcılar" korkarım bir yerlere fena toslayacaklar! Kendilerine zarar vermeleri neyse ama hem Türklere hem Kürtlere büyük zarar verecekler!

Samimiyetsiz, kirlenmiş ve işbirlikçi oldukları tescillenmiş olanların sürekli süreç deyip durmaları, açılımdan bahsetmeleri de milletin sinirini zorluyor.

ABD ve AB sıkıştırıyor.

Feto Amerika'dan, Apo İmralı'dan ötüyor.

Emine Ayna hepsini birden yansıtıyor.

Başbakan, "bedeli ne olursa olsun adımlarımızı attık, atıyoruz, atacağız" diyor. "Yılbaşına kalmaz" diye süre veriyor. Devlet politikasında risk almak ne demektir? Kumar mı oynuyorsunuz? Rus ruleti mi? Bu milletin kaderiyle oynadığınızın farkında mısınız?

Demokrasiyi kim istemez?.

Huzuru, barışı, kardeşliği kim istemez?

Ama mandacıdan demokrat olmaz ki!

İşbirlikçiye güvenilmez ki!

Emperyalistlerin desteği ile nereye demokrasi gelmiş?

Irak'a mı dediniz? Güldürmeyin beni.

Daha doğrusu sinirden ağlatmayın beni.

İşgal ederek, tecavüz ederek, öldürerek, bölerek parçalayarak, kaynaklarına el koyarak demokrasi mi getirilir?

Yazıklar olsun işgalci sömürücülere!

Ve de onların işbirlikçilerine!

15.08.2009

MUSTAFA DURNA - ANTALYA

Dokundurmalar

e-Posta Yazdır PDF
Bu ülkede şimdiye kadar sağcısıyla, solcusuyla istisnasız bütün politikacılar Türkiyeyi, mamur ve müreffeh yapmak istediler..
Hepsi istisnasız barış ve adaletten sözetti..

Hepsi güçlü ve güvenli bir türkiye dediler..lafta tabii..  bakıyoruz bu günkü halimize, Türkiye dünyada milli gelirine oranla en borçlu 5.sıradaki ülke... 500 milyar doları aşkın borcun sadece faizi için günde 140 milyon dolar ödeniyor.. ve borç batağı gittikçe derinleşiyor.. %15 açık %50 gizli işsizlik var..  fert başına ortalama gelir ancak dünya ortalaması düzeyinde 7 bin dolar ama gelir dağılımında muazzam bir uçurum var..halkın %40 ı yoksulluk sınırında, %5 i açlık sınırında yaşarkan Japonyadan daha fazla 40 küsur dolar milyarderimiz var..

Eğitime ayrılan para bakımından 110 ülke içersinde 70nci sıradayız. öte yandan 80 bini aşkın camisi ve 400 binden fazla personeliyle Diyanet İ.Başkanlığının bütçesi  8 bakanlık bütçelerinin toplamı kadar..Ortalama ömür 63 yıl [dünya ortalaması 67] ve nüfusumuz, bölgelerarası bir dengesizlikle hala artıyor..Hemen tüm ekonomik kaynaklar,ormanlar, madenler, sular, limanlar, bankalar, fabrikalar yabancılara satılmış durumda..sıra mayın bahanesiyle sınırlara geldi..

Kadın hakları, icatlar ve patent sayıları, entellektüel  ve sanatsal ve bilimsel alandaki evrensel gelişime katkımız nüfus oranımızın çok altında...halk, futbol ve tv. dizileriyle teselli ediliyor..

Tablo böyle olunca, demekki son 70 yıldan beri Türkiyeyi seçimle veya seçimsiz gelerek yöneten istisnasız bütün  politikacılar yalancı ve/veya beceriksizdiler, gaflet ve delalet içersindeydiler..

Mustafa Kemal'in eserini bilerek yada bilmeyerek, dolaylı yada dolaysız yollardan  tahrip etmek yarışında 10 cumhurbaşkanı, 50 ye yakın Başbakan, bin kadar bakan ve 10 binden fazla milletvekili gördü bu memleket.. Ve bunların toplamı  bir Atatürk değerinde değildi..

***

Küçük bir anekdotla bitireyim..

İngiliz prensi Atatürk'ü ziyaretinde  "Sizin gibi bir devlet adamının yerini kimse dolduramaz" der.. Bunun  üzerine Atatürk "En az bin kişi vardır, benim yerime geçecek"  deyince Prens çok ince bir espriyle yanıtlar..  "Ekselansları tam bin kere abarttınız..."  æ

Prof Dr. Rer. Nat. D. Ali Ercan

KARANLIK BİR DÜNYADA BİLİMİN MUM IŞIĞI

e-Posta Yazdır PDF

Kültürel bölünmelerin tümünün çağdaşlaşma yöntemlerinden kaynaklandığı kanısındayım.  Halk kültürü ürünleri geleneksel yapımızın, yaşam biçimimizin tanıkları ve çağlar boyu süregelen ve sürmeye devam edecek olan taşıyıcılarımızdır. Geleneksel değerlerimizin kaybolma tehlikesi ekonomik ve kültürel değişimlere bağlıdır. Ekonomik, Geleneksel, ahlaki yoksulluk ve geleneksel değerlerimizin yavaş yavaş yok olmaya mahkum edilmesi çoğu zaman toplumlarda dinlerin mutlakiyetçi tavrıyla da orantılıdır Aydınlanmayla birlikte özellikle de Batı'da modernleşme projeleri sonucu din sosyal hayatın hemen hemen tüm alanlarında geleneksel etkisini yitirmiştir. insanlık, modernizm kıskacında dine karşı yabancılaşırken diğer taraftan da postmodern hareketlerin etkisinde kalmaktan kendini alamamaktır. İnsan Hakları savunucularının yönetim dışı organizasyonları, post modern hareketleri yeni küresel ve yerel değerlere bağlı insan şekli yaratmaktadır.    Bir tarafta aydınlanma düşüncesini benimsemiş gibi gözüken evrensel tarihi, kurtuluşu, teknolojiyi, çıkarları için katliam yapmayı sosyal gelişim olarak kabullenmiş Batı, diğer tarafta yerel kültür, toplumun geleneksel saplantıları bu saplantılarla birilkte bırakın yerinde saymayı, devamlı gerileyen en önemlisi de bağımsızlık yapı taşı olan mali özgürlüğünü, yeraltı kaynaklarını, sahip olduğu toprakları teslim eden Orta Doğu... Hiç kuşkusuz dünyada güç değiş tokuşu sadece ekonomi krallığına bağlı olarak sürmektedir.Bununla birlikte demokrasi de gelişmiş ülkelerden üçüncü dünya ülkelerine ithal edilen bir politika aracı olarak kullanılmaktadır.

 

Bugün etki ve kalıcılığı göz önünde bulunduran Aydınlanma (Aklın ve bilimin öncülüğüne inanma) tam anlamıyla temel eksikliği olmayan kültürlerde gerçekleşmektedir. Aydınlanmanın en önemli koşulu eğitimin çağdaş olmasıdır.  Mustafa Kemal Atatürk çağdaşlaşmaya giden yolu çok iyi analiz etmiş kalıcı ve son derece etkili bir örnek vermiş bir önderdir. Aydınlanmanın özünün herşeyden önce insanların beyninde oluşması ve yer etmesi gerektiği görüşüyle eğitim ve bilimin çok önemli ve öncelikli bir konumda yer alması gerektiğini ve uygulanacak yöntemin de akıl ve bilimi izleyerek eleştirel akılcılığa yer vermek olduğunu her seferinde belirtmiştir.

 

20. yüzyılda gerçekleşen bilimsel ve teknolojik ilerleme, tüm insanlık tarihinde kaydedilenden fazladır ve Modernite: "Aydınlanma" ve "Sanayi Devrimi" sonucunda ortaya çıkmış olan, insana ve insan aklına olan sınırsız güveni ifade eden bir görüştür.

bu ilerleme "Aydınlanma" ve "Sanayi Devrimi" sonucu oluşan "Modernizm" ve onun ürünü olan "Modern Bilim" ile olmuştur.  Sanayi Devrimi sonrası toplum küreselleşmeci politikaların egemen olduğu günümüz "postmodern" dünyasında sanayi toplumunun ürünü olan modern bilim de tehdit altına girmiştir. Modernite ve onun ürünü olan her şeyin (modern bilim, ulus devlet, modern eğitim, modern sanat vs.) karşıtlığıdır postmodernite ve küresel bir dünyanın parçasıdır.

 

Aydınlanma ve Modernizme karşı olan Postmodernite günümüzün sürekli tüketen neo liberal dünyasında ne yazık ki egemen kültür olmuştur. Modernizme karşı oluşta temel sav; bilim ve teknolojide sağlanan muazzam gelişmenin insanın mutluluğunu sağlayamamış olmasıdır.

Bindiğimiz araba mı?, kullandığımız cep telefonu mu?, yoksa penisillin midir mutsuzluğumuzun nedeni? Çok tüketen fakat üretim konusunda ilerleyememiş olmamızda mutlu olamamamız için bir etken olabilir mi ?

Bugüne kadar, mutluluğu teşhis etmede yetersizliği kanıtlanmış olsa da akıl ve bilim dışında neye güvenebiliriz ki?

 

Aylin Sapaz

KILAVUZU SERÇE OLANIN...

e-Posta Yazdır PDF

mustafa_durnaKılavuzu karga olanın burnu.............. diye başlayan bir deyim vardır. Ama kılavuzu serçe olanın..... diye başlayan bir söz yoktur.

Çünkü serçe serliğini bilir, ona buna kılavuzluk etmeye kalkmaz!

Minik Serçe Sezen Aksu Başbakan Erdoğan'a telefon açıp "Kürt Açılımını" destekliyorum demiş.

Minik Serçe'ye neyi desteklediğini biliyor musun demişler. Bilmiyorum demiş.

Muhalefetten ve milleten destek alamayan Başbakan çok duygulanmış.

Minik Serçe'nin büyük desteğine, çok büyük önem vermiş.

Minik Serçe'nin bu "anlamlı" desteği Recep Bey'e cesaret vermiş

R. Tayyip Erdoğan'a Yahudiler tarafından da "üstün cesaret ödülü" verildiği yazılıp çizilmişti ama unutulup gitmişti.

Minik Serçe'nin Erdoğan'a desteği koskoca Hürriyet Gazetesi'nde kocaman kocaman harflerle manşet olmuş.

Başbakan: "inşallah altından kalkarız" diyor

ABD ve AB'nin yaptığı bu inşaatın taşeronluğunu yapmanın ve altından kalkmanın zorluğunu herkes biliyor anlaşılan!!!

Başbakan'ı çok duygulandıran ve cesaretlendiren Minik Serçe sakın Bülent Arınç'a telefon etmesin...

Böyle bir telefon gelirse Bülent Bey duygulanmakla kalmaz, ağlamaktan telef olur!

Minik Serçe Amerika'daki "ağlayana" telefon etmekle kalmasın, atlasın o yeni alınan uçağa bizzat ziyarete gitsin teselli etsin, önünde diz çöküp bağlılığını bildirsin, gözyaşlarını ve sümüğünü kendi elleriyle silsin.

Sen şarkılar söyledin, biz de alkışlarımızı ve paralarımızı verdik helalinden...

Besle serçeyi oysun gözünü diyenlerden değiliz.

"Ben de Nobel istiyorum" diyorsan söyle bilelim

"Sana da bir Nobel yakışır durur" Afşar Beyleri türküsünü söyle alırsın

Amacım Hülya Afşar ile aranızdaki polemiğe girmek değil.

İlahi Sezen güldürüyorsun bizi

Çok komiksin

Hay Allah iyiliğini versin Minik Serçe.

Daha çok miniksin böyle şeylere karışma istersen

Süper Star Ajda'ya uyma

O'nun her yeri "gergin", şimdi ve Türkiye'nin her yerini germek istiyor olabilir!

Sen sen ol, neyi desteklediğini bilmeden kimseyi destekleme.

Sen şarkılarını söyle dolgun dudaklarınla...

Haa Zülfü'ye de uyma sakın. Ama "zülüf dökülmüş yüze" türküsünü söyleyebilirsin.

Şaka bir yana, ABD'nin baskısıyla yanlış "yola devam" eden Recep Beye hiç uyma!

Söz aramızda O ne yaptığını bilmiyor!

Sen bizim Sezenimizsin, birilerinin sazanı değilsin!

Emperyalistlere uymak, şeytana uymaktır bunu iyi bil.

İnsanı kötü yola düşürürler Allah korusun!

Yapabilirsen "cik cik" diyerek uyar iktidarı daha büyük yanlışlar yapmadan!

Kendine Recep Beye ve topluma bir iyilik yap...

Ulus devlete-üniter yapıya, ülkenin bütünlüğüne zarar verenleri yüksek sesle uyar!

Hadi Sezen'im...

Hadi Minik Serçem...

21.09.2009

MUSTAFA DURNA

ANTALYA

Sayfa 1 / 3

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
 

ORTA DOĞU

Başar Şeker

BAŞAK SEREN MUYAN

Sanat

SAYAÇ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3795
mod_vvisit_counterDün3467
mod_vvisit_counterBu Hafta3795
mod_vvisit_counterGeçen hafta22067
mod_vvisit_counterBu Ay20220
mod_vvisit_counterGeçen Ay93593
mod_vvisit_counterTümü527749