Ulusal Gündem

Monday, Sep 06th

Last update:12:29:02 PM GMT

You are here: YAZARLAR (II) Bekir Özgür

Bekir Özgür

Sayın Cindoruk'un Korkusu

e-Posta Yazdır PDF

bekirozgurDP Genel Başkanı Cindoruk, 1/ Şubat Pazartesi akşamı Arena programında yaptığı açıklamalarla, kuşkuya ve tartışmaya gerek duyulmayacak bir dil ve üslupla kendi sınıf tavrını ortaya koydu.

Tekel işçilerinin direnişi hakkında ki görüşlerine ilişkin soruya; “Bu direniş uzarsa sınıf sendikacılığı ve işçilerin sınıf bilinci gelişir. Sınıf sendikacılığının ne demek olduğunu 15–16 Haziran 1970 de gördük, yaşadık. Allah o günleri bir daha göstermesin. Sayın Başbakan bir an önce bu direnişe bir hal çaresi bulmalı, grevi derhal bitirmelidir” dedi.

Bu açıklamasıyla Sayın Cindoruk kendi sınıf tavrını belirtirken, öte yandan mensubu olduğu burjuva sınıfı olası tehlikeye karşı uyarıyor, günümüz iktidarının başı Sayın Başbakana da; “Uyuma, yoksa hep beraber yok oluruz” dercesine, ültimatom veriyor.

Ekonomiye ilişkin görüşünü açıklarken de; “Günümüzde, dünyada tercih edilen ekonomik sistem liberalizmdir, ben de ekonomide liberal sistemi savunuyorum. Günümüz terör koşullarında, Doğu ve Güneydoğu da liberal ekonomi geçerli değildir, oralara devlet KİT sistemi yatırım yapmalıdır, ülkenin diğer bölgelerinde liberal ekonomi uygulanmalıdır diyor.

Doğu ve Güneydoğu da ki halkın iş, aş sahibi olmasını, bunun için devlet olanaklarının seferber edilmesini elbette ister ve saygıyla karşılarız. Ancak, yaşam koşulları Doğu ve Güneydoğu insanından farksız olan diğer bölgelerin insanı da bu ülkeye askerlik yapıyor vergi veriyor; Doğuya Devletçi, Batıya liberal ekonomik yapı; devlet eliyle uygulanan bir haksızlığın dik alası olmaz mı?

Liberal ekonomi; kapitalist fırsatçılara, ‘devlet bütün kurumları, gücü ve olanaklarıyla destekçiniz, halkın emeğini, ülkenin yer altı ve yerüstü kaynaklarını var gücünüzle talan etmekte özgürsünüz’ demektir. Ülkenin hali-pür melali, 12. Eylül 1980 de faşist darbeyle uygulamaya konulan liberal ekonomiyi uygulayanların ürünü. Eserlerine bakıp birbirlerini tebrik etsinler!         

Sayın Cindoruk’un ekonomik krize ilişkin soruya yanıtı; “Ekonomik kriz dünyada, özellikle de ABD de finans kapital üzerinde yıkıcı olurken, Türkiye’de üretici reel sanayi sektörünü ve küçük esnafı vurmuştur”

“Bu durum bir yandan gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştirir, diğer yandan halkın sisteme karşı güvenini azaltır, halk muhalefetini yoğunlaştırır, bu da ülke için hayırlı olmaz” diyor.

Sayın Cindoruk’un bütün korkusu, sınıf sendikacılığı ve halk muhalefeti. Önümüzdeki genel seçimlere DP Genel Başkanı ve Başbakan adayı olarak seçime hazırlanan Muhterem, işte bu gerçek yüzüyle işçi sınıfının ve emekçi halkın karşısına çıkıp refah ve huzur vadiyle nutuk atacak, oy isteyecek.

Türkiye’de sendikacılığa bakışı ise; “Dünyadaki sendikacılığı ve işçi sınıfını kapitalizm yaratmıştır. Sistem yarattığı sınıfla uyumlu yaşamak zorundadır, bu gerçek Türkiye için de geçerlidir. Dolaysıyla, işçileri sınıf batağına sürüklememek için hükümet edenler sendikalarla iyi geçinmek zorundadır. Vs. vs.

Sayın Cindoruk tarihi tersten okumakta ve anlatmakta oldukça usta. İşçi sınıfı artı emeğiyle kapitalizmi, kapitalizm de burjuva sınıfını yaratmıştır. Ama bu her iki sınıf ta karşılıklı olarak varlığını, biri diğerinin varlığına borçludur diyebiliriz. Zira işçi sınıfı olmasa burjuvazi; burjuva sınıfı olmasa işçi sınıfı olmazdı.

Grevler, direnişler ve mitingler işçi sınıfı ile soyguncu burjuvazinin gerçek anlamda yüz yüze burun buruna geldikleri alanlardır. Birbirlerinin niyetlerini anlama ortamlarıdır. İşçi sınıfı ve emekçi halk, dostunu düşmanını bu alanlarda daha iyi tanır. Sınıf bilinci bu pratik eylemler içinde daha iyi algılanır.

Sayın Cindoruk, ülke sorunu dediği konulara kendi sınıf bakış açısıyla açıklık getirirken işçi sınıfına da sorunlara sınıf bakış açısıyla bakmaları mesajını vermiştir. “Sınıf düşmanlarımız da, dostlarımız kadar saygın öğretmenimizdir, onlardan da çok şey öğreniyoruz” der Mao Ze Tung

İşçi sınıfı kendisi için bir sınıf olduğunun farkına ve bilincine vardığı gün; siyasi eylemiyle, emeğinin artı değeriyle yarattığı burjuva sınıfı da, kendisiyle birlikte tarih sahnesinden silecektir. Bunun içindir ki; burjuvazi işçilerden değil, sınıf bilinçli işçilerden, yani ‘Mezar Kazcıları’ndan korkmaktadır. Aslında Sayın Cindoruk’un korkusu boşuna değildir.

Bekir Özgür.

1 MAYIS VE BÖLÜCÜLER

e-Posta Yazdır PDF

bekirozgurKapitalistlerin, sömürü sistemlerini devam ettirebilmelerinin önemli, etkin aracı olan ‘böl-parçala-yönet' yöntemini bariz bir şekilde uyguladıklarına, 2009 1 Mayısında da toplum olarak tanık olduk.

Sendikacılar ve hükümet arasındaki miting alanı sorunu; topluma, günler öncesinden medya aracılığıyla basit bir zıtlaşma veya inatlaşma gibi sunuldu.

Taksim tartışması veya restleşme bahane edilerek, zaten pamuk ipliğiyle bağlı sendikalar ararsı ilişkileri koparmayı hedefleyen; hükümetin tehditkâr ve ‘böl-yönet' taktiği üzerine, işçi sınıfı hareketini bölmek üzere kurgulanmış bazı sendika şefleri ile hükümet yetkililerinin işbirliği sonucu, bölücülüğün ilk adımı Kadıköy formülüyle atıldı.

Böl-yönet planının ikinci ayağını; "Taksim de sembolik kutlama ve makul sayı da katılım" formülü içine gizleyen hükümet yetkilileri, sabahın erken saatinde Taksim'e çıkan bütün yollara barikat kurup; yeteri kadar coplu polis, gaz bombası ve panzerlerle pusuya yattılar.

Aynı gün; işçi sınıfını ikinci kez bölüp gücünü kırmayı, devlet terörüyle halkı sindirmeyi planlayan sömürücü sınıf, sokak başlarına kurduğu barikatlara yaklaşan halkı; Taksim'de buluşup bir güç olmasını engellemek üzere, ‘aşırı uç' olmakla suçlayıp; üzerine, gaz bombası ve basınçlı su yağdırdığına hep birlikte tanık olduk.

Sermaye sınıfının Kadıköy lapasına kanmayıp, Taksim de birlik ve dayanışma içinde olmak isteyen işçileri "makul sayı" gerekçesiyle engellemek, ‘aşırı uç' olmakla suçlayıp; uşak ruhlu medyayı kullanarak, bölücülüğünü meşrulaştırmak isteyen hâkim sınıfın en büyük korkusu, işçi sınıfının örgütlü gücüdür.

"Makul sayı" sınırının ne olduğunu bilemeyen, 32 yıl önce katledilen emekçi yoldaşları anısına saygı duruşunda bulunmak, yasal bayramını sınıf yoldaşlarıyla dayanışma içinde halay çekerek kutlamak üzere, Taksim meydanına yönelen emekçi halk; gaz bombası, basınçlı su ve dayak yiyerek,‘kışkırtıcı, aşırı uç' suçlamalarıyla, kapitalizmin ‘mezar kazıcıları' mertebesine böyle yükseliyor.

Emek sermaye çelişkisinin yoğun olarak yaşandığı çağımızda, özellikle de günümüz küresel ekonomik kriz koşullarında, 1 Mayıs vb. eylem içinde emeğin kutsallığı ve zorba sınıfın çirkef yüzünün çokça dile getirildiği kitlesel gösteriler; ezen sınıf burjuvazi ile ezilen sınıf işçilerin burun buruna geldikleri ve güç gösterisi yaptıkları alanlardır. Bu 1 Mayıs ta yaşanan olaylar, bu görüşün açık kanıtıdır.

Ekonomik kriz dönemlerinde, toplumu rahat yönetme olanağını yitiren kapitalist sınıf; bir yandan demokrasi söylemlerini sıklaştırırken, öte yandan yönetmede zorlandığı toplum üzerinde baskı ve şiddeti artırır, saldırganlaşır. Diğer taraftan da; topluma sorunlarını, yaşamsal zorlukları unutturacak sıkça gündem değiştirir.

Krizin yoğunluğu ve açtığı tahribat hissedilmesin diye; 2009 un ilk üç ayı seçim yaygarasına karıştırıldı. Büyük gürültülerle ABD Başkanı Obama' nın gelişi; rektörleri de kapsayan bilmem kaçıncı tutuklama furyası, Ermeni-Azeri kördüğümünün Türkiye'ye yansıması ise, bölücü ve kadim politika olarak her zaman gündemde.

DTP ye yönelik bölücülük suçlamasıyla gündem oluşturma yaygaraları; Bostancı da 1 teröriste karşı ‘güvenlik güçlerinin kahramanca' altı saat süren savaşı; zaten yasallaşmış 1 Mayıs mitinginin günlerce, Taksim mi Maksim mi anlamsız ve önemsiz tartışmaları; toplumun ekonomik krizden kanayan yarasının acılarını unutturmak için uyduruk gündemden başka bir şey değildir.

Kapitalizmin bunalım dönemi olan kriz koşulları; emekçi halkın yaşam koşullarını çekilmez hale getirirken, emeğin sömürüsünü yok edecek dayanışma mücadele içinde ortamını da hazırlar. Sermaye sınıfının ‘böl-yönet' oyununu bozacak, insanın insan tarafından sömürülmesini en azından sınırlayacak tek güç; emekçi halkın sınıf bilinciyle yürüttüğü örgütlü yelemidir.

Burjuva hukuku kapsamında kullandığımız "insan hakları"; tarihsel süreçte çetin mücadeleler sonucu kazanılmıştır."Hak verilmez, alınır" deyimi, haklar için direnmenin zorunluluğunu anlatmaktadır. "Ağlamayan bebeye meme verilmez" deyimi de, direnmeyi ve mücadeleyi çağrıştırmaktadır.

Bir yandan toplumun etnik ve inanç farklılıklarını kışkırtarak kutuplaşma yaratması; öte yandan halkı sindirmek için devlet olanaklarını baskı ve şiddet aracı olarak kullanması; hükümet edenlerin bölücü başı olduğunun açık kanıtıdır.

Burjuvazinin "böl-yönet" tuzağını parçalayacak; birlik, dayanışma ve mücadele günü olan nice 1 Mayıs'lara.

02.Mayıs.2009. Bekir Özgür.

8 Mart Dünya Emekçi kadınlar Günü

e-Posta Yazdır PDF

bekirozgur8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; burjuva sınıfın salt tüketim politikası olarak toplumlara dayattığı, "anneler-babalar-sevgililer günü gibi sıradan bir gün değildir. Tarihte derin ve acı izleri bulunan bu günün, emek dünyasında mücadeleci ve şanlı bir geçmişi vardır. Bu saygı değer gün, sömürücü sınıfın dayattığı ağır çalışma koşullarına bir başkaldırı, haklı bir direniş, isyan koşullarında can bedeli bir mücadele ve dayanışma günü olarak tarihteki onurlu yerini almıştır.

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40 000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkarılan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi yanarak can verdi. Cenaze mitingine yüz binin üstünde katılım oldu.

26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin; 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları sırası ve arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan "Dünya Emekçi Kadınlar Günü", 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri' inde de kutlanmaya başlamasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın (emekçi sözcüğünü çıkartarak) "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasını kabul etti. Birleşmiş Milletlerin sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kullanmanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığını yazmıyor. Bu karar içinde dahi bir vahşeti örtme telaşı içindeki Birleşmiş Milletler, bu tavrıyla burjuva sınıfın bir maşası olduğunu ve halk düşmanı yüzünü bir kez daha belgelemiş oluyor.

Bu şanlı; Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün saygınlığını gözden düşürmek, toplumun kadın kesimini kendi içinde bölmek amacıyla soyguncu sınıf, kadın-erkek çatışması anlamına gelen  "Kadın Hakları" icat ederek bir "feminist akım" yaratmıştır. Feminist akımın misyonu, Evrensel İnsan Hakları kapsamından kadınları çıkarıp, "Kadın Hakları" formüle ederek kadın-erkek çatışması yaratmaktır. Kadını Evrensel İnsan Hakları dışında tutmaya çalışan burjuva anlayış, onu insan dışı bir yaratık görmekle eşanlamdadır.

Emekçi kadın olmak, bir iş yerinde salt ücretli çalışıyor olmak değildir; yaşamını bilek ve beyin gücüyle sürdüren her insan emekçidir. Bu bağlamda kadın da emekçi bir insandır. Dünya nüfusunun yarısı kadındır ve her şeyden önce kadın insandır; onun hakları da Evrensel İnsan Hakları kapsamındadır.

Kadının bir insan olduğunu kavrayamamış, onu bir zevk aracı, ‘kadın erkeğe layık değil lazım' olarak algılayan; her kadın gördüğünde onu bir insan değil de, ‘bu kadınla yatmak nasıldır' sorusu kafasında oluşan anlayış, cinsi sapık bir anlayıştır. Üzülerek belirtmek zorundayım ki, kadınlarımızın büyük çoğunluğu da kendisini önce kadın olarak görmektedir. Bu anlayış kendisini türban'la ele vermiştir.

Kapitalist üretim tarzının sahibi olan burjuva sınıfın yarattığı genel kültür; kadın-erkek herkesi ve her şeyi, üzerinden para kazanacağı bir kullanım aracı olarak görür. Bu bağlamda en çok kullandığı da, insan toplumunun kadın kesimidir. Moda maskaralığı, kıyafet ve kozmetik mal (güzellik malzemesi) reklamlarında kullanılan, üretimde düşük ücret ödenen ucuz emek gücü çoğunlukla kadınlardır.

Yaratılıştan güzel olduğunun farkına varamamış kadınlarımızın çoğunluğu, içinde yetiştiği kültürel yapının kendisini bir kullanım aracı yaptığının bilincinde değildir. İnsanı kendisine yabancılaştıran burjuva eğitim sistemi; eşitlik, barış, özgürlük, demokrasi, insan hakları ve benzeri değerleri; kapitalizmin iğrenç yüzünü gizlemenin ve topluma şirin gözükmenin, -insanlığa yakışır başka bir üretim ve yaşam tarzı yoktur- anlayışını, halkın kafasına çivilemenin en etkili kurumudur.

Kadınlarımız kendilerini önce insan, erkeklerimizde kadınlarımızı, kadınlığından önce insan olarak görmeye başladığımız an, gerçek anlamda insan olma yönünde adım atmış olacağız. Dünya Emekçi Kadınlarının emeği yücelten duygu, davranış ve mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum

8.Mart. 2009.          Bekir Özgür.

 

BARACK OBAMA KİM?

e-Posta Yazdır PDF

bekirozgurObama bir misyonerdir. Kimler tarafından niçin görevlendirilmiştir; sabrınıza sığınarak, bilgim elverdiği oranda açıklamaya çalışacağım. Kendi algılamama göre önce misyonerliği açıklamak durumundayım. Misyoner; amacından farklı bir iş maskesiyle görevlendirilmiş ajandır.

ABD emperyalizmi dünya halkları ve özellikle İslam dünyasında talancı, saldırgan ve cani niteliğiyle teşhir olmuş lanetli kara yüzünü aklamak amacıyla; Yarı Müslüman ve zenci konumuyla mağdur görüntüsündeki Obama' yı, imaj değişikliği misyoneri olarak görevlendirdi.

Batı Uygarlığı: Vahşet

e-Posta Yazdır PDF

bekirozgurİnsanlığın tarihsel ve büyük yürüyüşünde Batı Uygarlığı, zorunlu ve gerekli bir aşamadır. Ortaçağın toplumsal üretim ve yönetim biçimine hükmeden kilise despotizmi ve feodal üretim tarzı, üretici güçlerin ve toplumsal gelişimin önünde ciddi bir engel halini almıştı. O çağın toplumsal dinamizmini temsil eden burjuvalar, (kent soylular) Rönesans (yeniden doğuş) ve reform (yeniden yapılanma) hareketinin de öncüleriydi.

Sayfa 1 / 5

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
 

ORTA DOĞU

Başar Şeker

BAŞAK SEREN MUYAN

Sanat

SAYAÇ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3747
mod_vvisit_counterDün3467
mod_vvisit_counterBu Hafta3747
mod_vvisit_counterGeçen hafta22067
mod_vvisit_counterBu Ay20172
mod_vvisit_counterGeçen Ay93593
mod_vvisit_counterTümü527701