Türkiye son hızla yeni bir yerel seçimlere gidiyor. Ay sonunda yapılacak seçimler sonucunda Türkiye'nin bütün yerleşim merkezlerindeki yerel yöneticiler, halk kitlelerinin verecekleri oylar ile belirlenecektir. Bu doğrultuda ülkenin bütün siyasal mekanizmaları çalışmakta, partiler ve adaylar seçimleri kazanmak için mücadele ederlerken, devletin ilgili ve yetkili birimleri de yasal yetkileri doğrultusunda görevlerini yerine getirerek Türkiye Cumhuriyetinin bu sınavdan da başarıyla geçebilmeleri için üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeğe çaba göstermektedirler. Ayrıca yerel seçimler şu aşamada ülkenin en önemli sorunu olarak öne çıktığı için, basın ve medya organları da yayınlarında bu olaya kilitlenmiş bir görüntü vermektedirler. Artık Türkiye'nin tüm sorunları ikinci plana atılmış durumda herkes yerel seçimlerin sonucunu kendi çıkarları doğrultusunda etkileyebilmenin mücadelesini vermektedir. Bir anlamda yerel seçimler Türkiye'nin geleceğinin anahtarı konumuna gelmiştir. Yürütülmekte olan bütün işler ve ve girişimlerin yerel seçimleri kazanma amacına dönük olarak planlandığı ve gündeme getirildiği açıkça görülmektedir.
Prof. Dr. Anıl Çeçen
Yerel Seçimler Referandumdur
Ankara Başkent mi, Beylik mi?
Türkiye hızla yerel seçimlere doğru gidiyor. Her geçen gün seçim heyecanı giderek tırmanıyor, meydanlar liderlerin mitingleri ile dolarken tartışma konuları da zaman içerisinde sertleşme eğilimleri gösteriyor. Yerel seçimlerin kazanılması için adaylar birbirleriyle yarışırken, meydanlar ve salonlar dolmakta, yerel seçimlerle beraber Türkiye'nin genel seçimlerinde olduğu gibi ülkenin bütün sorunları gündeme getirilmektedir. Yerel sorunlyarla beraber genel konuların da ele alınması bir yönü ile yararlı olmakta ve Türkiye'nin geleceğe dönük bir yenilenme sürecinde ilerlemesine katkıda bulunmakta ama diğer yönü ile de genel konular içerisinde yerel sorunların çözümü meselesini geri plana itmektedir. Yerel ve genel sorunlar ile konuların birbirlerinin önemini ortadan kaldırmayacak derecede dengeli bir yaklaşım içerisinde ele alınması,Türk demokrasisinin olgunluk düzeyini gösterecektir. Bu açıdan bütünüyle Türk toplumu bir sınavdan geçmektedir. Seçmen kitleleri belirli bir olgunluk düzeyinde hareket ederek siyasal tartışmaların bir kavgaya dönüşmesini önleyecek ve Türk demokrasisinin bu sınavdan bileğinin hakkı ile geçmesini sağlayacaktır.
Trakya Cumhuriyeti Kurulamaz
Türkiye Cumhuriyeti son zamanlarda hem içeriden hem de dışarıdan zorlanmakta ve bu nedenle de Misakı Milli kararına dayalı olarak oluşturulmuş ve Lozan barış antlaşması ile uluslararası alanda resmen kabül edilmiş olan ulusal sınırlarını korumakta büyük güçlükler çekmektedir . Bu durumun son örneği olarak Erbil'de ABD ve İsrail zorlaması ile toplanan Abant zirvesinde alınan kararlar doğrultusunda, Türk devletinin Kuzey Irak'taki kukla siyasal oluşumun Türkiye'ye yamanmak istenmesi ve daha sonra da Türkiye'nin güneydoğu bölgesi ile bütünleştirilerek ayrı bir bağımsız devlet ilan edilmesi gibi bir büyük bölgesel plan ile Türk devletinin karşı karşıya gelmesidir . Bu nedenle hem ABD Lozan antlaşmasını tanımaktan kaçınmakta hem de Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye'nin doğu sınırlarının belirsiz olduğunu öne sürmektedirler . Türkiye son yıllarda sürekli olarak bu yüzden doğu ve güneydoğu sınırlarını korumak zorunda kalmıştır . Benzeri bir durum , Doğu Karadeniz bölgesinde yeniden Pontus tartışmalarıylarıyla gündeme gelmiş ve bu doğrultuda sözkonusu bölgenin Türkiye'den koparak ayrı bir devletçik olarak öne çıkabileceği konuşulmağa başlanmıştır .
Halkevinden Mahalle Evine
Yerel seçimlere giderken oy hesabıyla bütün siyasal partiler kendi çizgilerinin dışına çıkarak, seçmen avlamak üzere ters yönden yeni açılımlara kalkışarak seçim yarışından başarıyla çıkmak için uğraşmaktadırlar. Sağ partiler solda yer alan Alevi tabanı kendi yanlarına çekebilmek üzere laiklik doğrultusunda adımlar atarken, sol partiler de sürekli olarak sağ partilere oy veren islamcı taban içinden oy alabilmek üzere dinci adımlar atmağa başlamışlardır. Bu aşamada en çok tepkiyi de Atatürk'ün partisinin islamcı tabanı sağ partilerin etkisinden kurtarmak üzere dinci adımlar atması çekmiştir. Yıllardır laikliğin bekçisi gibi hareket eden Atatürk'ün partisi bu doğrultuda verdiği siyasal mücadeleyi Anayasa Mahkemesine sürekli başvurarak hukuki mücadele ile de tamamlamaya çalışmıştır. Hal böyle olmasına rağmen, yıllardır Türban kavgası veren bu partinin tam seçimlere giderken Türbandan daha kara bir örtü olan kara çarşaf açılımını gündeme getirmesi her yönü ile tam bir siyasal oportünizm olarak algılanmıştır. Türk kadınını örtünmenin karanlığından kurtarmağa çalışanların seçim arifesinde oy için daha büyük bir karanlık olarak kara çarşafa yönelmeleri, siyasal açıdan tam bir çarşaflama olarak algılanmıştır. Küçük karanlıkları ortadan kaldırmak isteyen aydınlanmacı bir siyasal partinin seçim sırasında oy avcılığı için daha büyük karanlıkları destekler ya da savunur bir duruma gelmesi, Türk demokrasisi açısından ders verici bir anlam taşımaktadır. Kendi varlık nedeni ve asıl kimliği olan laiklik ilkesine ters düşerek bir siyasal partinin oy hesabıyla şimdiye kadar izlediğig çizginin tamamen tersi bir doğrultuya yönelmesi, Türk demokrasisi açısından son derece başarısız bir örnek oluşturmuştur.
Kara çarşaf atılımının yeterli olmadığı görülünce bu kez opportünizimde daha da ileri gidilerek kuran kursları açılımı gündeme getirilmiştir. Parti oligarşisinin temsilcisi olarak yıllardır politika yapan bir eski belediye başkanının kuran kursları açacağını ilan etmesiyle beraber tartışmalar daha da şiddetlenmiştir. Türkiye'yi bir din devletine dönüştürmek isteyen çevreler ve onların kalemşorları bu gibi dinci adımlara alkış tutarken, laik cumhuriyetin savunucusu durumundaki Atatürkçü ve cumhuriyetçi kitleler Atatürk'ün partisini Türk kamuoyunda tutarsızlığa sürükleyen şimdiki parti yönetimini ciddi boyutlarda sorumsuzluk ve fırsatçılıkla suçlamışlardır.
TRT-ŞEŞ, TÜRKİYE ŞAŞ
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kamu yayıncılığı yapmak üzere kurmuş olduğu Türkiye Radyo ve Televizyon kurumu geçen ay içinde kürtçe alt kimlik dilinde yayınlara başlayarak , Türkiye’de yeni bir alanda ilk adımı attı . Türkiye Cumhuriyeti anayasasına aykırı bir biçimde böylesine bir girişimde bulunulması , devletin idari organizması içinde yer alan bir kamu kuruluşu açısından hukuka aykırı bir durum yaratmaktadır . Türk anayasasının değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk üç maddesi içinde yer alan Türkiye devletinin dili türkçe’dir ilkesi devam ettiği sürece ,hiç bir devlet ya da kamu kurumu ulus devletin tek resmi dili olan Türkçe’den başka hiç bir dilde resmen yayın yapamaz . Devletin birliği ve bütünlüğü ,üniter siyasal yapısı , ulus devlet karakteri açıkca devlet ve kamu kurumlarının Türkiye Cumhuriyetinin çatısı altında resmi dil olarak yalnızca Türkçe’nin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır . Bu ana ilkenin dışına çıkmak , devletin yapısına ters düşeceği gibi ayrıca da anayasanın değişmez maddelerine açıkca ters düştüğü içindir ki , aynı zamanda bir anayasal suçun doğmasına giden yolu açmaktadır . Bir hukuk devleti olan Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesiyle beraber anayasanın üstünlüğü de ana ilke olarak kabül edildiği için huhu devletinin daha fazla zedelenmemesi için böylesine anayasaya aykırı düşen bir durumun acilen ortadan kaldırılması gerekmektedir .
Sayfa 1 / 2






















