Ulusal Gündem

Monday, Sep 06th

Last update:12:29:02 PM GMT

You are here: SİYASET Dış Siyaset

Dış Siyaset

Ipsum lorem Vestibulum Nam lacinia Curabitur euismod eu urna neque nibh. Donec elit Integer malesuada eros dolor Suspendisse id ornare tincidunt Morbi. Nisl libero ac fermentum vel sed laoreet justo tempus magna.

Yeni Ermeni Tarihleri

e-Posta Yazdır PDF

Amerikan meclisine sunulan sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısının ilk maddesindeki "1915-1919 yılları arasında " kısmı çıkarılmış onun yerine " 1915-1923 yılları arasında " ibaresi gelmiştir!! Bu değişiklik yenidir!! Yani sözde soykırım yıllarının zamanı Kurtuluş savaşını da içine alan yıllar arasına çekilmiştir.. Lütfen tarihi yeni düzenlenmiş dosyaya bakınız kendiniz inceleyiniz:
http://frwebgate.access.gpo.gov/cgi-bin/getdoc.cgi?dbname=110_cong_bills&docid=f:hr106ih.txt.pdf


1919 yılını 1923 olarak değiştirmek kağıt üzerinde çok küçük ama tarihsel olarak cok büyük bir değişikliktir çünkü bahsi geçen olaylar Kurtuluş savaşı zamanında oldu demektir.. Kurtuluş savaşının baş kumandanı kimdir.. Atatürk'tür.. öyleyse kim sorumludur efendim? ATATÜRK.. evet ATATÜRK.. Sarkisyan 24 Nisan'da ne demistir? : "Türk halkını sorumlu tutmuyoruz. O dönem baştakiler sorumludur". Tarih 1919′dan alınıp 1923′e taşınınca baştakinin kim oldugunu söylemeye gerek var mı?


Bu iki rakam değişikliğinden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın haberi yok mudur? Onların ister olsun, ister olmasın bizim hepimizin haberi olmak zorundadır.. Lütfen yeni dökümanı okuyunuz, inceleyiniz ve arkadaşlarınızla paylaşınız!!


Görüldüğü gibi dokümanda iki rakam değiştirirsek Yarabbil Alemin sen nelere kadirsin.. Bir taşla üç kuş.. Hem Amerika ile sürtüşme bitecek, hem "Kemalizmin toplum üstündeki etkisini azaltmalısınız" diyen Avrupa mutlu olacak, hem Ermeniler'e ve bütün dünyaya "gördünüz mü gardaşlar sizi bizim atalarımız öldürmedi.. Aha sizi bu adam öldürdü.. Ona inananlar bize kendi ülkemizde 85 seneden beri zulüm yapıyorlar. Bize bunu yapan size onu yapmaz mi.. Ah gardaşlar ahh... düşmanımız ortakmış da bilmiyormuşuz.." deme fırsatı bulacaklar, birbirlerini kucaklayacaklar ve Türkler de nihayet Obama'nın da dediği ve istediği gibi tarihleriyle yüzleşecektir..  Zaten Türkiye Cumhurbaşkanı Obama'ya "Tarihimizle yüzleşmeye hazırız" demiştir.. Yaptı mı yapmadı mı diye şüpheye düşenlere de "Yapmıştır hem de vallah billah yapmıştır.. Bak onun müritlerinden oluşan Türk ordusu şimdi de Kürtleri öldürüyor.. Zamanında size yapılanı şimdi de Kürtlere yapıyorlar." denildiğini duyar gibiyim..
Hatta durum öyledir ki Amerika'daki Türk toplumu biri "yapmıştır" dese bini de "hee yapmıştır tabii" diyecek kıvamdadır.. Zaten Türkler bunun doğru olduğunu kabul ettikten sonra Ermenistan'in bu yasa tasarısını kapı kapı bütün ülkelere götürmesinin bir gereği kalmayacaktir.. İstediği parayı istediği toprağı hak etme hakkı doğacaktır.. Bunun karşılığında da ATATÜRK 20. Yüzyılın ilk soykırımını yapan azılı katil ilan edilecek ve Kurtuluş Savaşımızın meşruluğu tartışmaya açilacaktır. İşte bu kimileri için "Dream come true" gibi birşeydir.. İyi de Atatürk'e mersiyeler düzen Obama buna nasıl izin verir.. Obama "Benim bu konudaki fikrim sabittir" deyip soykırıma inandığını ama faturanın kime kesileceği konusunda şüpheleri olduğunu belirtmiştir.. 24 Nisan konuşmasından da anlaşılacağı gibi Atatürk'ü ve Cumhuriyet tarihini savunma işinin Obama'ya bırakılacak hali yoktur...


İyi de nasıl olmuştur da geçen sefer tasarı Amerikan meclisine geldiğinde sert yeller estirip Amerika'nın Türk başkonsolosu'nu hışımla çeken Türk hükümetinin tutumu ve duruşu birden değişmiştir? Bir iki sene gibi kısa bir zamanda neler olmuştur? Çok önemli bir şey olmuştur.. Türkiye Cumhurbaşkanı Ermenistan'a gitmiştir.. Orada görüşmeler sürerken Ermenistan başkanı çok akıllıca bir cümle kullanmıştır.. Söyle demiştir Sarkisyan : "Türkiye Ermeni soykırımını kabul ederse Türkiye'de laik sistem yıkılır". Açın bakın işte aynen böyle demiştir.. Bu cümle, çok üstün bir zekanın ve son derece güzel bir analizin damıtılmış öz sözüdür..   Sarkisyan Türkiye'de olan olayları son derece güzel analiz etmiş, bundan faydalanmıs ve iki ülke tarihinde görülmemiş bir yakınlaşmanın temeli suçu ATATÜRK'un üstüne yıkmak kaydıyla oluşmus ve ilk defa iki ülke Amerika'nin güdümünde ortak bir paydada buluşmus ve yol haritasını çizmiştir..


Bu arada Aliyev "Türkiye Azarbaycan arasındaki ilişki Atatürk'un bir mirasıdır" gibilerinden demeçler vermektedir.. Tamam işte.. tam da bu yüzden Türkiye Azerbeycan ilişkileri kötüleşmektedir sayın Aliyev.. Bir de hatırlatmaya gerek var mı Azerbeycan ünlü Fetullahçı okullarını ülkesinden çıkaran tek Türki cumhuriyettir.. Eee tabi yaptığının cezasını çekmelidir Aliyev.. okulları ülkeden atarken aklı nerdeydi?


Türkiye ve Ermenistan'in Amerikan güdümünde ve Avrupa onayında kurdukları plan güzeldir de acaba gerçekten bu yalan tutacak midir? Tarihçiler durumun böyle olmadığını biliyorlar.. Hoş bir kısım tarihçilerin bunun illah vallah böyle olduğu üzerinde görüş bildirmeleri an meselesidir. Eldeki belgeler durumu doğrulamıyor. Eldeki belgeleri kim takar?.. Takılsaydı bugüne gelinir miydir? Ters tepebilir.. Ama eğer Türk halkı da soykırım tasarısını onaylarsa ve Atatürk'un katil olabileceğine inanırsa ters tepmez.. Türk halkı buna hazır mıdır? Hemen bir kamu oyu yoklaması yapmak için "Ermenilerden özür diliyorum" kampanyası olacak ve halkın bu masalı kabul edip etmeyeceğinin sosyal deneyi yapılacaktir.. Deney sonucunu veriyouz: toplumun tepkisi sert değil, toplumsal baş kaldırı, aşırı reaksiyon gösterilmedi, olumlu bakanlar çoğunlukta.. geçiş döneminde olunduğunu düşünüyoruz.. Güzeeel... Durum iyidir de, daha da iyileştirmek için bir kaç Atatürk evladı terörist, katil, hırsız, din düşmanı gibi ağır suçlamalarla halk gözünde hakir ve suçlu gösterilmelidir. Haklarında karalamalar suçlamalar ve saldırılar kimi gazetelerde tam manşetten verilmelidir.. Atatürk adı terörist faaliyetlerle beraber anılmalı, halkın çoğu Atatürk'ün katil olabilme fikrine iyice alışana kadar ve Atatürk'ü içten içe terörist görene kadar bu hareket dalga dalga ve dozajı arttırılarak devam etmelidir..   Mümkünse Türk halkı istenilen kıvama geldiğinde bu yasa tasarısı kabul edilmelidir.. Obama'nin da dediği gibi "yangına körükle gitmenin bir yararı yoktur", Gün gelip de yasa tasarısı Amerikan meclisinden geçip Atatürk katil ilan edildiğinde Türk halkı da bu fikre iyice alışmış olmalıdır ki tepki göstermesin.. Bu arada tepki gösterme ihtimali olanlar da bir şekilde terör örgütü üyesi falan gibi yakıştırmalarla toplatılmalı, ve halkın güven duyduğu ne kurum varsa teker teker karalanmalı, etkisiz hale getirilmelidir.
Bu arada, tüm bunlara paralel Türkiye'de Ergenekon davası sürmektedir.. Bu davada "Bir Numaralı Adam" fellik fellik aranmaktadır.. Zamanlama da müthiştir (Ergenekon davası, tasarıdaki tarih değişikliğinden kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştır) Allah'in izniyle Amerika yeni değiştirilen tarihle soykırımı kabul edip faili belirlediğinde, Türk halkı da Atatürk'ü katil, Kurtuluş savaşını yersiz görme kıvamına geldiğinde ve biz de Avrupa'nın ve Amerika'nın istediği doğrultuda nihayet tarihimizle yüzleşme fırsatı bulduğumuzda, Ergenekon olayı bakın görün kendiliğinden nasıl da güzel çözülecek, bir numaralı adamın kim olduğunu cümle alem öğrenecektir..

Bu ahval ve şerait içinde sormamız gereken önemli bir soru vardır: 1919 yılını 1923 yılına kim, kimden destek alarak ve hangi amaçla değiştirmiştir?


Sanıyorum ki bu sorunun cevabını bulabilirsek bir çok şey kendiliğinde aydınlığa kavuşacaktir..


Prof. Dr. Hande ÖZDİNLER
Chicago North Western Üniversitesi

Azerbeycan'dan Nota Gibi Tavır

e-Posta Yazdır PDF
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, AKP'nin Ermeni politikasına tepkisini çok açık biçimde gösterdi. Bugün İstanbul'da başlayan Medeniyetler İttifakı toplantısını protesto eden Aliyev, zirveye bakan düzeyinde dahi temsilci göndermedi. Karabağ çözülsün
Alİyev, tepkisini daha da ilginç bir noktaya taşıdı ve kendi yerine Dini Örgütlerle Çalışma Komitesi Başkanı Hidayet Orucov başkanlığında 5 kişilik delegasyon gönderdi. Orucov'un mesajı, gayet açıktı: Her şeyden önce Karabağ sorunu çözülmeli!  "Türk dünyası birliğine indirilen ağır bir darbe"
Ermenistan sınırının açılması girişimlerine Türkiye'den de tepkiler çığ gibi büyüyor. Türkiye-Azerbaycan Dernekleri Federasyonu Onursal Başkanı Yücel Artantaş, "İşgal ettiği Azerbaycan toprağından çıkmadan Ermenistan'a sınırı açmak, Türk dünyasının birliğine vurulmuş bir darbe olacak" dedi.  Bakanını da göndermiyor
Türkiye'nin Ermenistan politikasına tepkili olan Azerbaycan, İstanbul'da yapılacak 'Medeniyetler İttifakı' toplantısına bakan düzeyinde bile katılmama kararı aldı.
Türkiye'nin Ermenistan politikasına tepkili olan Azerbaycan, İstanbul'da yapılacak 'Medeniyetler İttifakı'zirvesine bakan düzeyinde dahi katılmayacak. Türkiye'nin Ermenistan politikasına tepkili olduğu söylenen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in yerine İstanbul'a, Dini Örgütlerle Çalışma Komitesi Başkanı Hidayet Orucov başkanlığındaki beş kişilik delegasyonun geleceği resmen doğrulandı.

Önce Karabağ çözülsün

Kameralar karşısına geçen Orucov, çok kısa konuşarak, 6-7 Nisan zirvesinin Azerbaycan için önemli olduğunu söylemekle yetinirken, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı'ndan Türkiye-Ermenistan sınırı ile ilgili yeni bir açıklama geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Elhan Poluhov, Türkiye-Ermenistan sınırının açılması kousunun Dağlık Karabağ sorunundan ayırt edilmesinin yanlış olduğunu söyledi. Poluhov, "ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza'ya da net tutumumuzu ilettik. Karabağ sorunu devam ettiği sürece sınır açılırsa, Azerbaycan çıkarları zarar görür" diye konuştu. Bu arada, Azerbaycan medyasında Türkiye-Ermenistan diyaloğu tartışmaları hız kazandı.

Ankara samimi değil

'Azadlıg'gazetesine konuşan Cumhurbaşkanı eski danışmanlarından Vafa Guluzade, Azerbaycan yönetimine Türkiye ile ilişkileri bozmama çağrısında bulundu. "Tabii ki, sınır açılırsa Azerbaycan zarar görür. Fakat Türkiye ile gerginlik problemlerimizi daha da artırır. İki kat zarar görebiliriz" diyen Guluzade, Barack Obama'nın Ermenistan sınırı konusundaki baskısına karşın Türkiye'nin de belirli argümanlar ortaya koyabileceğine savundu. Örneğin, Ankara yönetimi Azerbaycan'ın sert tavrını koz olarak kullanabilir.  Bazı politikacılar ise İlham Aliyev'in sert tavrını doğru bularak, 'Tek millet, iki devlet politikasının'şu anki Türkiye yönetimince dikkate alınmadığını savundular. 'Umut' Partisi Balkanı İgbal Ağazade, 'Ankara yönetimi Azerbaycan'a karşı samimi değil. Bu yüzden İlham Aliyev İstanbul zirversine katılmamaya mecbur kaldı. Yerinde ve doğru bir adımdır'şeklinde konuştu. Dostluk hançerlenmiş olacak
Ermenistan sınırının açılacağı iddialarına Türkiye'den de tepki sürüyor. Türkiye-Azerbaycan Dernekleri Federasyonu Onursal Başkanı Yücel Artantaş, Ermenistan'ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmedikçe, Türkiye-Ermenistan sınır kapılarının açılmaması gerektiğini bildirdi. Artantaş, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: "Son 20 yılda onca emek verilerek oluşan Azerbaycan-Türkiye dostluğu, arkadan hançerlenecek. Türkiye'de yaşayan Azerbaycan Türklerinin var olan hükümete güvenini sıfıra indirecektir. Yaklaşık 300 milyondan oluşan Türk dünyasının içine nifak tohumları ekilecektir." Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in İstanbul Zirvesine katılmayacağını açıklaması kendisine muhalif gruplardan bile destek buldu.

OBAMA NEDEN GELİYOR?

e-Posta Yazdır PDF

Yorum: Ceyhun Balcı

Obama ülkemizi onurlandıracak! Yaşımın elverdiğince Türkiye'ye ilgi duymayan ya da ülkemize konuk olmayan ABD Başkanı anımsamıyorum!

Bugünlerde sanal ortamda Obama'nın "sebebi ziyareti"ne göndermede bulunan bir ileti dolaşmakta. Meğer bor için geliyormuş. Hani şu gezegenimizdeki miktarın % 60'dan fazlasına sahip olduğumuz bor için!

ABD Başkanları ABD çıkarlarının bulunduğu  dünyanın her köşesine gitmekten çekinmezler. Güvenlik için abartılı önlemler alan, her türlü riskten uzak duran başkanlar yeri geldiğinde hiçbir tehlikeden sakınmazlar.

Türkiye’de muhaliflere uygulanan baskılar Avrupa Konseyi raporunda yer alacak

e-Posta Yazdır PDF

Bilindiği gibi Avrupa Konseyi tarafından oluşturulan denetleme komisyonu, Türkiye’deki demokrasi, insan haklarıbağımsız yargı, azınlık hakları, özgür medya gibi konuları yakından izleyerek bir rapor hazırlamaktadır.

 

Son olarak Komisyon Başkanı sayın Holovaty’nin 24-26 Kasım 2008 tarihinde Türkiye’de yaptığı ayrıntlı görüşmeler ve izlenimleri hakkında hazırladığı raporu Avrupa Konseyi Denetleme Komisyonu 30-31 Mart tarihlerinde Valencia’da tartışmıştır. Çok ayrıntılı bilgiler içeren bu raporda Türkye’de aylardır gündeme oturan “Ergenekon“ davası ne yazık ki yer almamaktaydı.

 

Avrupa Konseyi Denetleme Komisyonu üyesi olarak hazır bulunduğum bu toplantıda “Ergenekon“ davası çerçevesinde Türkiye’deki uygulamalar ve özellikle de medya mensuplarına ilişkin yapılan baskılar hakkında bilgi vererek bu konunun mutlaka raporda yer alması gerektiğini belirttim. Yapılan görüşme sonunda konu oylanarak, sayın Başkan Holovaty’nin yaz tatili öncesi hazırlayacağı yeni Türkiye raporunda bu konunun ayrıntılarıyla raporda yer alması onaylandı.

 

Federal Almanya Parlamentosu Türk kökenli milletvekili olarak Türkiye’deki gelişmelerle çok yakından ilgilenmekte olduğum bilinmektedir. “Ergenekon“ davası nedeniyle son dönemde Türkiye’de gözlediğimiz, özellikle yurtsever, aydın ve kemalistlere karşı yapılan baskıcı uygulamalar, hakim kararı olmaksızın yüzbinlerce insanın telefonlarının dinlenmesi ve hükümeti eleştiren medya mensuplarına, dernek üyelerine, bilim adamlarına vs. uygulanan susturma politikaları beni ciddi olarak endişelendirmektedir.

 

Bu nedenle Türkiye’deki bu güncel gelişmelerin değerlendirilmesi için Avrupa Konseyi’nde temsil edilen grup başkanlarına, İnsan Hakları Komisyonu başkanına, Avrupa Komisyonu başkanına ve Avrupa Parlamentosu başkanı ve yetkililerine birer mektup yazarak bu konunun gündeme alınmasını ve tartışılmasını istedim.

 

Ayrıca Federal Almanya Parlamentosu’na yazılı ve sözlü soru önergesi vererek bu konuda da hükümetin tavrını sormaktayım.

 

Hakkı Keskin

Obama Operasyonu ve BOP kıskacındaki Kıbrıs Türkleri

e-Posta Yazdır PDF

emete2Birçok kez yazılarımda değindiğim Kıbrıs Türkleri üzerinde yürütülen psikolojik harp aralıksız devam ediyor. Peki Psikolojik Harp nedir? Devletlerin diğer devletlerle kurdukları uluslararası ilişkilerde kendi çıkarlarını muhafaza etmek gayesi ile yürüttükleri "sessiz" savaşın adı psikolojik harptır. PH ne zaman uygulanır? Savaş ya da barış dönemlerinde uygulanır. PH neleri kapsar? Dost, tarafsız veya düşman hedef toplumlarının kendi çıkarları yönünde tutum ve davranışlarını yönlendirmek, kitleyi etkilemek için ekonomik, siyasi, kültürel, askeri, teknolojik, sosyal ve hatta dinî alanlarda planlanarak uygulanan tüm faaliyetleri kapsamaktadır. Ayrıca, Psikolojik harp uygulama olarak psikolojik harekâtı içermektedir. Psikolojik harekât kapsamında bir ülkeyi ayakta tutan değerlerin yıpratılarak, kendi milli menfaatleri gerçekleştirmek istenmektedir.

 

Batı dünyasının oryantalizm projesi kapsamında (Doğu toplumlarının politik, kültürel vs eritilmesi) Kıbrıs Türklerine karşı yürüttüğü psikolojik savaş, Amerika öncülüğünde etki tabanlı saldırı metodu ile adada uygulanmaktadır. Bu savaş kapsamında içteki kurum, parti, sivil toplum örgütleri kullanılarak Kıbrıs Türkü farkına varamadığı bir operasyon ile etki altına alınmak istenmektedir. Bu operasyon kapsamında kendi kurumlarına, polis ve ordusuna, dini, kültürel değerlerine, yargı sistemine karşı yalan haberler yayılması hedeflenerek toplumda bir "korku ve güvensizlik" yaratılması hedeflenmiştir. Bu korkunun yaratılması için de görsel ve yazılı medya (radyo, TV, gazete, dergi, broşür.) kanalları vasıtası ile anılan değerler için yıpratıcı bilgiler verilmesi planlanmış ve uygulanmıştır. Verilen "yanlış" bilgiler uzun uzadıya anlatılır ki, halkın mücadele azmi kırılarak bir çaresizlik içerisine düşmesi sağlanılsın. Bunun için yalan haberler günlerce yazılır, çizilir ve tartışılır.

 

Şimdi gelelim Amerika'nın adadaki pozisyonuna. Amerika şimdilerde nasıl bir yol izliyor? İki toplumlu etkinliklerin artırılması yönünde büyük fonlar devam ederken diğer taraftan da gençlerimizin Avrupa'da ücretsiz eğitime gönderilmesi için öncü oluyorlar. Bu yönmdeki  haberler hem yerel gazetelerimizde hem de ulusal kanallarımızda geniş yer alan konuma getirildi bile...Peki Avrupa'da eğitim için ne gerekiyor? Gençlerimizin gidip güneyden "Rum pasaportu" alması getirildi! Peki diplomatik alanlarda ne yapılıyor? Obama ile yeni bir dönem başlıyor. Amerika  Türkiye-Atina ve Kıbrıs'a temsilcisini gönderterek Kıbrıs konusunda "tarafların niyetlerini anlama"  çıkışı ile işe koyuluyor.

 

Şimdi biraz konuyu daha geniş açıdan değerlendirelim; Amerika'da Bush döneminden sonra Barack Obama'nın da seçilmesi birçok "aydınlar" tarafından Kıbrıs'ta görüşmeler sürecinde "umut" sağlanabileceği değerlendirilmesi yapılmasına imkan kıldı. Hatta bazı düşünürler o kadar ileri gittiler ki "Dünyada yeni bir düzen kurulacağı ve barış ortamının artacağı" değerlendirmesini yaptılar.

 

Obama seçim süresince ne yaptı? Yunan lobisinin ve Ermenilerin desteğini alacak açıklamalar yaptı. Nihayetinde Obama seçildi ve bu değerlendirmeleri yapanlar büyük bir heyecana kapıldılar. Nitekim Obama Kıbrıs meselesini de ele alacaklarını ve 6 ay içinde çözüme kavuşturacaklarını söyledi. Hatta Amerikan-Rus ilişkilerininin iyileşeceğinin ve ortak adımlar atılacağının sinyallerini de verdi. Peki bu ne demekti? Amerika dış siyasetinde yeni bir şekillenmeye gideceği açıktı. Yeni ittifaklar gündeme geldi. İran hatta Rusya anılan ittifak ülkeler arasında yer alacak isimler olarak geçmeye başladı. Peki bu ne demekti? Tüm bu gelişmeler önümüzdeki süreçte Büyük Orta Doğu Projesinin yeniden yapılandırılacağının sinyalleriydi.  Zira Bush döneminde İsrail'e kara harekatı yapılmış, bombalamalar bitmek bilmemiş, siviller acımasızca öldürülmüştü. Obama'nın göreve gelmesinden bir gün önce ise İsrail askerlerini geri çekip operasyonu yumuşattığı gözlemlendi.

 

Obama yönetime geldiğinde odaklandığı bölgelerden bir diğerinin de Afganistan olduğunu açıklıyor. Bunun için de Rusya'nın onayına ihtiyacı var. Yahudi Lobisi de Amerikan Rusya yakınlaşmasını destekliyor. Amerika'nın bu ülkeler yanında İran hatta Suriye ile yakın temasa geçmesi akla hemen Kıbrıs'ı getiriyor. Zira Obama seçim süresince adadaki Türk askerinin "işgalci" olduğunu açıkca deklere edecek kadar tek yanlı ve taraflı açıklamalarda bulunması sıradan açıklamalar değil. Zira, bu davranışı ile Yunan lobisinin de desteğini aldı. Zate BOP'un temel taşlarından biri Kıbrıs'tır.

 

Kıbrıs'taki gelişmelerde belirleyici role sahip olan güçlerden bir diğeri de Rusya'dır. Rusya ise, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile dini anlamda Ortodoksluk üçgeninin temel taşlarından biridir. Hatırlanacak olursa, Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu döneminde Etniki Eterya'yı kurdurması, Mora isyanı ve hatta Yunanistan bağımsızlığının körüklenmesindeki etkenlerden biri olması günümüz siyasetindeki duruşlarının aslında pek de yabancı olmadığını göstermektedir.  Öte yandan, Rusya'nın BM Güvenlik konseyindeki rolü, Annan planı dönemindeki tutumu, Annan raporunu veto etmesi ve Kosova bağımsızlığında batı dünyasına "Neden Kuzey Kıbrıs'ı tanımıyorsunuz?" sualini yönelterek dikkatleri üzerine toplaması hemen ardından da Rusya Dışişlerinin "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile yakın temaslarının el altından devam edeceğinin sinyallerini vermesi Rusya'nın "ikili siyasi duruşunun" gerçekte kimin tarafında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

 

Peki bu noktada Türkiye ne yapıyor? KKTC'deki siyasiler ne durumda? Bir kere Türkiye'de AKP'nin Kıbrıs konusunda değişken siyasi duruşu , son zamanlarda yapılan açıklamalarda vurgulanan "iki kurucu devlet, siyasi eşitlik, egemenlik, iki bölgelilik ve garantörlük temelinde" anlaşmayı destekledikleri açıklamaları ile örtüşmüyor.  Ancak TC Cumhurbaşkanlığı sitesinde Kıbrıs'ı "tek devlet" olarak gösteren harita ve Kuzey'deki şehirlerin isimlerinin de İngilizce olarak gösterilmesi ardından gündeme bomba gibi düşen sanatçı Atilla Olgaç'ın gaflet içeren açıklamaları düşündürücüdür. Bu noktada bu olanlar bir tesadüf mü yoksa başka bir etkenmi iyi analiz etmek lazım. Özellikle de Olgaç'ın açıklamaları ardından Bakırköy Cumhuriyet başsavcısının soruşturma başlatması ve Cenevre Savaş Hukuku kapsamında değerlendirmeye başlanması, bu durumu da Rumların AİHM'e götüreceklerini duyurmaları gelinen süreçte  Rumların "savaş suçluları ve mülkiyet" konusunda aleyhimizde hareketlilik başlatacaklarını ortaya koymaktadır.

 

Özellikle de Talat ve Hristofyası'ın mülkiyet konusunda görüşmelere başlamış olması, diğer taraftan KKTC'de kurdurulan "Mal Tazmin Komisyonu"nun Rumlara tazmin, iade, takas işlemlerini hızlandırması esasen dış unsurların niyetlerinin pek hayra alamet olduğunu göstermiyor. Örneğin Kıbrıs Türkünün mağduriyetlerini gündeme getiren ne bir Avrupa ne de bir batı dünyası karşımızda yok. Hadi onu da bırakın, bunu gündeme getirebilecek bir Türk hariciyesi ve hükümeti olmadığını görüyoruz. Özellikle de KKTC'deki hükümetin eski Rum malı tutan bazı ailelerin eskiyen evlerini topyekün yıkarak yerine yeni inşaatlar yapılması yönündeki girişimlerini olumlu sonuçlandırmayarak, "bugün git yarın gel" mantığında davranması ve gerekli izinleri vatandaşlarımıza vermeyişi Kıbns Türkünün yeni bir operasyon dalgası ile karşı karşıya kaldığını göstermektedir. Bunların yanında görüşmeler sürecinde mülkiyet konusunda Rumlara açık bir kart bırakılarak iade, takas, tazmin yolunun açık olması yaşanılan ikilemleri de ortaya koyabilmektedir. Zira Rumlara açılan bu kapı iki kesimliliği hali hazırda ortadan kaldırabilecek bir durumu yansıtırken, adada "işgal" söylemini kuvvetle destekleyen batı dünyası ve Amerika'nın da ekmeğine bal sürmektedir.


Nitekim, önümüzdeki günlerde bu operasyonun detaylarını bilgilerinize sunacağım. Ancak şu bir gerçektir ki KKTC'de gerçekleşecek erken seçimler arifesinde ortaya çıkacak tabloda kurdurulmak istenen hükümet "teslimiyetçi" yapıda olması arzulanacak ve desteklenecektir. Nitekim Avrupa Komisyonu üyesi Olli Rehn de Kıbrıs'ta diplomatik hareketlenmenin "Nisan'dan sonra olacağını" açıklaması tesadüf olmasa gerek. Zira 19 Nisan'da KKTC'de gerçekleşecek erken genel seçimlerin ardından Kıbrıs Türklerini çok tehlikeli bir süreç bekliyor olabilecektir...Ne diyelim; Dibi görünmeyen suya sokulmanın sonu ne olabilir? İşte dış unsurların Kıbrıs'ta Türklere karşı yürüttükleri operasyonun özünde bu niyet yatıyor...Anlayana...

 

Emete Gözügüzelli Civan

 

 

23 Şubat 2009 Pazartesi

22:15

www.aysekocaturk.com



Emete GÖZÜGÜZELLİ CİVAN(Ayşe Kocatürk)
www.aysekocaturk.com

Sayfa 1 / 3

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
 

ORTA DOĞU

Başar Şeker

BAŞAK SEREN MUYAN

Sanat

SAYAÇ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3582
mod_vvisit_counterDün3467
mod_vvisit_counterBu Hafta3582
mod_vvisit_counterGeçen hafta22067
mod_vvisit_counterBu Ay20007
mod_vvisit_counterGeçen Ay93593
mod_vvisit_counterTümü527536