Ulusal Gündem

Monday, Sep 06th

Last update:12:29:02 PM GMT

You are here: SİYASET Gündem

Gündem

CYDD Başkanı Çelikel"Hayır"ı gösterdi.

e-Posta Yazdır PDF

aysel_celikelDeğerli ÇYDD Üyeleri,

Bu kısa metin, 12 Eylül 2010’da Referanduma sunulacak olan Anayasa değişikliğine ilişkin paket hakkında bilgi notu olarak hazırlanmıştır. Aslında konuya ilişkin olarak yazılı ve görsel medyada ayrıntılı tartışmalar yapılmıştır. Buna rağmen, üyelerimizden gelen ısrarlı talepler nedeniyle bu yazıyı yazma gereğini duydum.

  1. Ülkemizin; terör, işsizlik, gibi çok ciddi sorunları gündemde iken, hükümetin, TBMM’nin ve toplumun yaklaşık dokuz ay gibi bir süre, gece – gündüz  Anayasa’nın iki maddesine odaklanmasını anlamak mümkün değildir. Bu hareketin altında özel bir siyasi amacın olduğunu düşünüyorum.

Bu Anayasa değişikliği, hükümetin hazırladığı, muhalefete görüşlerini bildirmesi için bir haftalık bir süre tanıdığı bir kanun tasarısıdır. Bu Anayasa Değişikliği, en azından bütün siyasi partilerin baştan davet edilerek, ortak olarak hazırlanması gereken bir teklif olmalıydı. Çünkü Anayasalar toplum sözleşmesi niteliğindedir söz konusu değişiklik metni toplumsal mutabakatı ifade etmediği için hukuken kabul edilemez. İzlenen yöntem demokratik olmadığı gibi, siyasi iktidarın görüşü olması nedeniyle şekil itibariyle sakat bir Anayasa değişikliğidir.

  1. Anayasa değişikliği 30 madde olarak görülüyorsa da, aslında hükümetin çıkarmak istediği iki maddeye ilişkin düzenlemedir. Bunlar da,

-         Hâkimler – Savcılar Yüksek Kurulunun (HYSK) oluşumunda yapılan değişiklik

-         Anayasa Mahkemesi’nin oluşumunda yapılan değişikliktir.

 

Pakette yer alan diğer maddeler, vitrin oluşturmak için konulmuş uygulama acısından hiçbir etkisi olmayan iyi niyet temennileridir. Örneğin,

 

-         Kadınlara pozitif ayırımcılık getirildiği iddia edilen hüküm sadece “eğer kadın erkek eşitliğine ilişkin bazı tedbirler alınırsa, bu tedbirler eşitliğe aykırı, olarak yorumlanmamalıdır” şeklindedir. Hâlbuki pozitif ayrımcılık eşitlik amacıyla bazı tedbirlerin (kota gibi) alınması ve uygulamaya geçirilmesi demektir. Böyle bir tedbire (kota gibi) gerek olmadığı bizzat Sayın Başbakan tarafından çeşitli konuşmalarında ifade edilmiştir. Değişiklik içeriksiz bir beyan niteliğindedir.

 

-         Ombudsman ve memurlara toplu sözleşme ve benzeri hükümler de yukarda ifade ettiğim gibi içeriksiz cümlelerden ibarettir.

 

  1. HYSK hakkında yapılan değişikliğin, demokratik olduğu, yargı reformu niteliğinde olduğu ve yargı bağımsızlığını sağlayacağı ifade edilmiştir. Acaba öyle mi? Keşke öyle olsaydı. Maalesef, her üç konuya da olumlu cevap vermek mümkün değildir.

 

Evvela şunu ifade edelim. Yürürlükteki Anayasa’da HYSK’nın yapısı ve işleyişi de demokratik değildir. Yargı yürütmenin yani siyasi iktidarın etkisine açıktır. Adalet Bakanı ve müsteşarının kurulun başkanı ve üyesi olması hep eleştirilmiştir. Hakim ve Savcıların bütün özlük hakları hakkında karar verme yetkisi olan Kurul’un müstakil sekreteryası yoktur. Bakanlık müfettişleri teftiş ve soruşturmaları bakanın izni üzerine yaparlar. Yani, Bakana bağlıdırlar.Bakan lüzum gördüğü hakim ve savcı hakkında resen soruşturma açabilir.

 

Yeni düzenlenmenin bu sakıncaları kaldırması beklenirdi.

  1. Bakan ve müsteşarı yerinde duruyor.
  2. Bakanın HYSK üzerindeki yetkilerinde azalma yoktur. Bilakis yetkisinin ve etkisinin arttığı söylenebilir.

Şöyle ki:

-         “Kurulun yönetimi ve temsili Bakana aittir” hükmü açıkça yer almaktadır.

-         Müstakil bir sekreterya oluşturulmuştur ama bu genel sekreteri Bakan atayacaktır. Genel sekreter Adalet Bakanının atadığı bir kişi olacaktır.

-         Hakim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma işlemleri Bakanın oluru ile kurul müfettişlerince yapılacağı kabul edilmiştir. Kurula bağlı müfettişler oluşturulmuşsa da soruşturma izni yine Bakanda kalmıştır.

  1. Kurulun yapısında önemli değişiklik yapılmıştır. Kurulun 7 yerine 21 kişiden oluşması kabul edilmiştir. Mevcut düzende 2 Danıştay, 3 Yargıtay üyesi görev yaparken, değişiklik tasarısında Kurul;

-         Cumhurbaşkanının resen seçeceği 4 üye ile

-         Yargıtay’dan 3 kişi, Danıştay’dan 1 kişi, Adalet Akademisinden 1 kişi, Adli ve İdari Yargı hakimlerinden 10 kişi olmak üzere oluşturulacaktır.

  1. HSYK’nin üyelerinin seçiminde, oy vereceklerin, yalnız bir aday için oy kullanmaları kabul edilmiştir. Yani üç kişi de seçilecek olsa bir isim yazılacaktır. Adli yargıdan 7 hâkim seçilecekken yalnız bir isim yazılarak oy kullanılacaktır. Fevkalade yanlış, antidemokratik ve az oy alanların seçilmesine olanak tanıyan bu seçim usulü Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir.
  1. 12 Eylül’de oy vereceğimiz 2 önemli maddeden biri olan HSYK ’ya ilişkin düzenlemenin yargı bağımsızlığını sağlamaktan uzak olduğu görülmektedir. Adalet Bakanı,  Müsteşar yetkisini kazanmakta ve Genel Sekreteri atama yetkisini de kazanması, Adalet bakanının yetkisini daha da arttırmaktadır.

Adli ve idari yargıdan 10 hakim ve savcının üye olması ve kurulun yarısını oluşturması çok sakıncalı bulunmuştur. Çünkü bütün adli ve idari hâkim ve savcıların özlük hakları HSYK ’ya ve onun başkanı olan Adalet Bakanlığına aittir. Bir hâkim ve savcının Bakanın isteği doğrultusundan oy kullanması doğal hale gelmektedir.

  1. Sonuç olarak; düzenlemenin yargı reformu ve yargı bağımsızlığı ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Yargı daha da bağımlı hale gelecektir. Özetle, HSYK’nın oluşumu hakkında yapılan bu değişiklik ile hükümetin kendisine yakın olan kişilerin oluşturacağı ve dolayısıyla yargıç, savcı, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçimi ve özlük hakları üzerinde, kısaca yargı üzerinde etkili olacak bir kurul oluşturma amacını taşıdığı izlenimini vermektedir.
  1. Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ile ilgili Anayasa Değişikliği’ne gelince;

Yürürlükteki Anayasa’da, Anayasa Mahkeme’sinin yapısı ile ilgili olarak bir değişikliğin yapılması öteden beri gündemde idi. Yeni düzenlemede; üye sayısı ve Cumhurbaşkanı’nın seçtiği üyelerin sayısı artırılmıştır. Halen 11 olan üye sayısı 17’ye çıkarılırken, 3 üyenin TBMM, 14 üyenin Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği kabul edilmiştir.

-          TBMM; Sayıştay’ın seçerek gönderdiği 6 kişiden 2 üye, Baro Başkanları’nın seçerek gönderdiği 3 kişiden 1 üyeyi 3/2 çoğunlukla, olmazsa salt çoğunlukla. O da olmazsa en çok oy alanı seçecektir. Görüldüğü gibi, iktidar ve muhalefetin uzlaşmasına dayalı bir çoğunluk aranmamış en sonunda en çok oy alan çoğunluğu oluşturan partinin oyu ile seçilmesi öngörülmüştür. Bu iktidarın istediği aday demektir.

-          Cumhurbaşkanı da Danıştay, Yargıtay, YÖK, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nden gelen 2-3 misli aday arasından seçme yetkisine sahip olacaktır.

-          Cumhurbaşkanı ayrıca resen 4 üye seçecektir.

-          Getirilen Anayasa mahkemesi değişikliğinin 17 üyesi ile tamamen iktidar partisi ve Cumhurbaşkanının düşünceleri doğrultusunda bir Anayasa Mahkemesi oluşturmak amacını taşıdığı görülmektedir. Siyasal iktidarın, YÖK ve RTÜK’ü nasıl oluşturmuşsa, öyle bir kurumsal yapı oluşturacağı açık olarak görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım,

Üyelerimizin isteği üzerine Anayasa Değişiklikleri ile ilgili bazı teknik bilgileri ve kısa değerlendirmemi sizlerle paylaşmak istedim. Referandumda hayır ya da evet oyu kullanmak sizlerin takdirine ait olacaktır,

Saygılarımla.

 

Prof. Dr. Aysel Çelikel

Genel Başkan

Dini Faşizmin Ayak Sesleri

e-Posta Yazdır PDF
gbhitlerDiyanet’e site kapatma yetkisi

Dün, Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" çok tartışılacak düzenlemeleri beraberinde getiriyor. Yayımlanan kanunun 5. maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’na, yayınların dini yönden denetlenmesi yetkisinin yanı sıra yaptırım gücü de veriliyor. 5. maddedeki görev tanımı şöyle:

“a) İslam dininin temel bilgi kaynaklarını ve metodolojisini, tarihî tecrübesini ve güncel talep ve ihtiyaçları dikkate alarak dinî konularda karar vermek, görüş bildirmek ve dinî soruları cevaplandırmak.

“b) Dinî konularda telif, tercüme, inceleme ve araştırmalar yapmak, yaptırmak, ihtiyaç duyduğu konularda inceleme ve araştırma grupları oluşturmak, bu hususta yurt içi veya yurt dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan yararlanmak, gerektiğinde bu alanlarda hizmet satın almak ve sonuçlarını Başkanlığa sunmak.

“c) Yurt içinde ve yurt dışında İslam dinine mensup farklı dinî yorum çevrelerini, dinî-sosyal teşekkülleri ve geleneksel dinî-kültürel oluşumları incelemek, değerlendirmek, bu konularda ilmî ve istişari toplantılar, konferanslar düzenlemek ve çalışmalar yapmak.

“ç) Yurt içinde ve yurt dışında İslam dini ile ilgili gelişmeleri, dinî, ilmî faaliyetleri, neşriyatı ve dinî propaganda mahiyetindeki çalışmaları takip etmek, bunları değerlendirmek ve sonucu Başkanlığa sunmak.

“d) Başkanlıkça incelenmek üzere havale edilen basılı, sesli ve görüntülü eserleri dini bakımdan inceleyerek yayınlanıp yayınlanamayacağına karar vermek.

“e) Özel kişi veya kuruluşlarca incelenmesi talep edilen dinî yayınları bedeli karşılığında incelemek ve mütalaa vermek.

“f) Din Şûrası düzenlenmesi ile ilgili çalışmaları yürütmek.

“g) Başkan tarafından verilen diğer konularda çalışma yapmak ve görüş bildirmek.”

Bu görevin icrası konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetkileri ise 6. maddede tanımlanıyor:

“Beşinci fıkra kapsamına giren yayının internet ortamında yapılması halinde, Başkanlığın müracaatı üzerine, sulh hukuk mahkemesi bu yayınla ilgili olarak erişimin engellenmesi kararı verir. Bu kararın bir örneği, gereği yapılmak üzere Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na gönderilir.

“Sulh hukuk mahkemesinin beşinci ve altıncı fıkralar hükümlerine göre verdiği kararlara ve Başkanlığın talebinin reddine dair kararlarına karşı tefhim veya tebliğden itibaren iki hafta içinde asliye hukuk mahkemesinde itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

Toplatma ve imha kararına veya erişimin engellenmesi kararına itiraz edilmiş olması, karara konu teşkil eden yayınların toplatılmasına ve erişimin engellenmesine engel teşkil etmez.”

Polis’e de benzer yetkiler

Adalet ve İçişleri Bakanlığı’nın ortak çalışması sonucu alınan kararla, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir “IP Takip Merkezi” kurulması planlanıyor. Bu merkezde görev yapan polisler, “zararlı” olduğunu düşündükleri siteleri engelleyebilecekler, sitenin kimler tarafından kurulduğunu tespit edip gerekli müdahalede bulunabilecekler. Bu merkezde görevli polislere nasıl bir müdahale yetkisi verileceği ise tartışılıyor. HaberTürk’ün haberine göre, tartışılan önlem, polislere “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde 24 saat içinde yargı kararının getirilmesi koşuluyla ilgili siteye ve IP’ye müdahale” hakkı verilmesi.

Her şeyin anahtarı

Diyanet İşleri Bakanlığı, 2010 yılı Performans Programı'nda stratejik amaçlarını şöyle dile getirmişti: “Güncel ve bilimsel kriterlere uygun nitelikli dini bilgi üretmek, nitelikli din görevlisi sayısını artırarak kaliteli din hizmeti sunmak, din hizmetlerini toplumun tüm kesimlerine ulaştırmak, yurt dışındaki Türk vatandaşlarına kimliklerini koruyacak ve yaşadıkları toplumla bütünleşmelerine katkı sağlayacak nitelikli din hizmeti götürmek, töre cinayeti - aile içi şiddet, madde bağımlılığı ve ayrımcılık gibi toplumsal sorunların çözümünde dini açıdan etkin rol almak”. Özellikle sonuncu hedef, Diyanet’in günlük hayat ve siyasetteki birçok başlıkta daha aktif hale geleceğinin işareti olarak yorumlanıyor. AKP döneminde Diyanet İşleri personellerinin sayısının polis sayısıyla paralel bir şekilde artması da, bu iki yapının AKP açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Polisin “süper yetkileri”

İlgili değişiklikle, polis, ihtarda bulunmaksızın herkesi durdurup arama, ne zaman ne kadar şiddet uygulayacağının kendi inisiyatifine bırakılması, kişileri gözaltı işlemi yapılmaksızın istediği kadar alıkoyabilme, hemen herkesin parmak izini alıp fotoğrafını çekme gibi yetkilerine kavuştu.

Polis, “görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilme, bedeni kuvvetin yetmediği durumlarda ise kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını da kullanabilme” hakkına sahip oldu. Polise, aynı zamanda ''dur'' çağrısında bulunduğu kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla ateş etme, ardından kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde ateş edilebilme yetkisi de verildi.

(soL - Haber Merkezi)

Resmi araçta PKK pankartı!

e-Posta Yazdır PDF

pkk-resmiaracDiyarbakır'ın Silvan ilçesinde bulunan Bağdere karakolunda 21 Haziran günü yaşanan çatışmada hayatını kaybeden terörist Rıza Güven (26), memleketi Adıyaman'da toprağa verildi.

Gece geç saatlerde Adıyaman'a getirilerek 82. Yıl Devlet Hastanesi Morguna kaldırılan PKK'lı Rıza Güven'in cenazesi sabahın erken saatlerinde yakınları tarafından morgdan alındı. PKK ve Terör Örgütü Elebaşısı Abdullah Öcalan lehine sloganlar atan gurup daha sonra cenazeyi, resmi cenaze aracına taşıdı. PKK'lı Güven'in tabutunu taşıyan cenaze aracının önüne 'PKK APO İNTİKAM' yazan bir pankart asılırken, cenaze aracının siren sesleri biran olsun susmadı.

"TERÖR ÖRGÜTÜ YANDAŞLARI CENAZE ARACIMIZI ADETA TESLİM ALMIŞTIR"

Olayla ilgili Belediye Başkanı Necip Büyükaslan, basın açıklaması yaptı. Başkan Büyükaslan, konuyla ilgili acilen idari soruşturma başlattığını ve bu işte ihmali olan kim olursa olsun en ağır şekilde cezalandırılacağını ifade etti.

Cenaze aracının adeta terör örgütü yandaşları tarafından teslim alındığını kaydeden Başkan Büyükaslan, şoförün direndiğini fakat başarılı olamadığını kaydetti. Büyükaslan, "Kentimizde kaldırılan terörist cenazesiyle ilgili yaşanan gelişmeler üzerine toplanmış bulunuyoruz. Adıyaman kentinin bu konudaki tavrı, hareketi bellidir. Bugün sabah saat 08.00'de 24 saat hizmet eden 188 Cenaze Hizmetlerine telefon geliyor. Bu telefonda 82. Yıl Devlet Hastanesi'nde cenaze olduğu ve cenazenin taşınması için cenaze nakil aracının gönderilmesini istiyorlar. Saat 08.30'da cenaze nakil aracı morga gidiyor. Şoför bir anda kendisini kalabalığın ortasında buluyor. Arkadaşımız çıkmak istiyor fakat bırakmıyorlar. Orada bulunan insanlar kontrolü tamamen kendi ellerine alıyorlar. Arkadaşımızın bir şey yapma şansı kalmıyor. Cenaze aracı etrafındaki aynı düşüncedeki kişiler tarafından aracımız adeta teslim alınmıştır. Cenazede malum görüntüler oluşuyor. Hemen idare soruşturma başlattım. Bu konuda ihmali olan kim varsa gereken yapılacak ve en ağır şekilde cezalandırılacaktır" dedi.

İHA

“Düşünüyorum Öyleyse Vurun!”

e-Posta Yazdır PDF

ilhan_selcukBaşlıktaki sözler bir kitabının adı olmuştu. Vurmadılarsa da Ziverbey’de halini hatırını sormaktan geri durmadılar 12 Mart döneminde!

“Yüzbaşı Selahattin’in Romanı”nı yazmıştı, bir subay çocuğu olarak! Yaşamı savaşımla, güçlüklerle geçse de bu durumdan  yakındığı hiç görülmedi, duyulmadı. Yaşadığı coğrafyaya birkaç yüz yıllık gecikmeyle gelen aydınlanma ışığını var gücüyle  topluma yansıtmaya çabaladı gücü yettiğince!  Aslında onun başına gelenlere şaşırmamak gerekiyordu. Ortaçağdan bu yana akıldan, bilimden ve kısacası aydınlanmadan yana olanların başına gelenler gelmişti onun da başına!

Son dönemde de kapısını çalmayı ihmal etmemişlerdi. Ulu çınarın devrilmesi süreci de böylelikle başlamış oluyordu. Önce kalp sorunları ve buna yönelik cerrahi girişim; onu izleyerek geçirilen inme ve yol açtığı sorunlar bugün yaşadığımız yitimin habercileri gibiydi.

“Duvarın Üstündeki Tilki” öksüz kaldı…

İlhan SELÇUK artık aramızda değil; artık yüreği atmasa da düşünceleri, aydınlığı ve yapıtları yaşamımızı ışıtmayı sürdürecek!

Ülkemiz aydınlanmacılarının başı sağ olsun!

Bir “pencere” kapanmış gibi görünse de o kadar çok pencere açmıştır ki, İlhan SELÇUK onlar yetip de artacaktır bizlere yepyeni ufuklar açmaya!

 

Nasıl müzisyeni ezgisiyle anmak en iyisiyse, yazarı da yazısıyla uğurlamak en doğrusu olacaktır! Son yazılarından birinden bir  alıntı : (sanırız kalp ameliyatına girmeden önce)

"Pazartesi günü yürekten ameliyat olacağız, söylenenlere bakılırsa epey gıllıgışlı bir operasyonmuş, nalları havaya dikersek bozulmayalım, olur böyle şeyler... Nalları dikmezsem daha görüşürüz. Dikersem, her ne kadar kusurumuz da olsa, affola... İkisine de eyvallah..."

Cumhuriyet’imizin ve aydınlanmamızın ulu çınarının yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz…

Saygılarımızla

İZMİR TABİP ODASI

Deli Köpek Diplomasisi

e-Posta Yazdır PDF
ahmet-necadOrtadoğu’da yaşananlar dünyanın hemen hiçbir yerinde yaşanmıyor. İsrail yaptığı hiçbir şeyin sorumluluğunu kendisi taşımıyor. Ben yaparım, Amerika meşrulaştırır şeklinde yoluna devam ediyor.

Amerika’da kendi enerji çıkarları için İsrail’i kullanıyor.

Ancak, uzun yıllar süren bu felaket durumu Amerika’yı memnun etmeye devam etse de, diğer dünya devletleri durumdan hoşnut değil.

Amerika’ya bağımlı devlet başkanları onaylasa bile halklar onaylamıyor. Sözgelimi, Avrupa devlet başkanları ve Arap ülkelerinin devlet başkanları onaylasa bile halkları bu durumu nefretle karşılıyor.

Bu nefret birikti, birikti yönetimlere dalga dalga yansıyor.

Başka bir şey daha oldu. Amerika’nın sürdürdüğü örtülü ya da açık savaşlar, Amerika’yı dünyada siyaseten gayrimeşru konuma çekti. Buna ekonomik zafiyet eklenince, Amerika yaptıklarını yapmakta zorlanır oldu.

Amerika, Ortadoğu’da kesin çözüme varabilmesi için İran’ı dize getirmesi, Türkiye’yi bölmesi gerektiğine inanıyor.

Türkiye’de siyasi iktidarı kullanarak, Amerika epey yol aldı. Kürt Açılımı ya da Barzani Açılımı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin gereği idi.

Şimdi geldik bu projenin asıl manivela noktasına.

İran’a müdahale edecek. İşaretler hep İran’ı gösteriyor. Amerika Recep’in fiyakasına dokunmamasının asıl sebebi İran’dır. Dereyi geçerken at değiştirmek istemiyor. Recep Bey de bu durumdan istifade ederek, seçimlerden önce iktidar için güç toplamaya çalışıyor.

İran’ın vurulması, bölgemizde yeni bir savaş, krizlerden kurtulamayan Türkiye için felaketten önceki felaket olur.

Amerika Bir Mart Teskeresinde olduğu gibi, AKP’nin kendi yanında olmasını istiyor. Bu duruma ne Türkiye hazır, ne de hatta AKP hazır. Böyle bir savaşa katılım için Meclisten karar alınması hemen hemen imkânsız. Alınsa bile halk bu kez daha sert karşı koyar. Bu şimdiden belli. Bırakın bakanları Eşbaşkan sokağa çıkamaz hale gelir.

Amerika’da bunları görüyor. Ambargoya razı etmeye çalışıyor. Savaşma bunu anladık ama hiç olmazsa İran’a ambargoya katıl. Diyor.

Recep bey bu durumda Amedinecat’a diyecek ki, görüyorsun bak eğer sana ambargo uygulamazsam Amerika benim canıma okuyacak. Kusura bakma.

Deli köpek diplomasisi işte bu.

5.6.2010, Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Sayfa 1 / 13

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
 

ORTA DOĞU

Başar Şeker

BAŞAK SEREN MUYAN

Sanat

SAYAÇ

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3609
mod_vvisit_counterDün3467
mod_vvisit_counterBu Hafta3609
mod_vvisit_counterGeçen hafta22067
mod_vvisit_counterBu Ay20034
mod_vvisit_counterGeçen Ay93593
mod_vvisit_counterTümü527563